Some Kind Of Human

Bir nevi insan icadı!

Month: Mart, 2009

Vize Haftası ve Sonrası


2 haftadır yazmıyordum buraya. nedeni ise belirsiz. belki sadece sıkıldım bi süre ama şimdi çok yazasım var da yazacak şey yok. 2 hafta önce olan şeyleri anlatmaya gerek yok yani dimi? kısa özetler geçeyim bari.

geçen hafta vize haftamdı. normal şartlar altında ders çalışmam gereken vize haftası boyunca saçma sapan diziler izledim… dexter, psych vs. işin garibi vizeler başlamadan önce ders çalışan, not tutan, not geçiren ben vizeler başlayınca ders çalışamaz oldum. psikolojik olarak dersler açısından çöküntüye uğratım. çok koydu açıkçası. o değil iddia var bu dönemin sonunda kazanmam gereken yoksa zor bi yaz okulu dönemi geçiricem. neyse açıklanan bir adet sınavım var ondada hayırlısıyla sıçmışım(!). fizik sınavının ortalamasının bu kadar yüksek gelebileceğini tahmin etmezdim. sınıfa bakınca mal mal oturan tiplerin 80-90 alması koyuyor insana. eh önümüzde bir vize bonus olarakta bir final var. klasik cümle “önümüzdeki maçlara bakacağız”. Kısa başlıklara bölüyorum sınavlarımı. Başlayalım.

Fizik: iyi sanıyordum ki hiç alakası yokmuş

Calculus: ortalama üstünde bir gelecek. umutluyum

Teknik Resim: Ben dahil kimse yapamamış. Galiba en çok yapanlardan biri benim. Şansım yüksek.

Malzeme Bilimi: Pek bi umutsuzum be usta.

Evet kısa ve öz bu kadar oluyor. Sonuçları bi iki haftaya görürüz heralde. Daha da abartıp 2. vizelere kadar okumama gibi saçma bi duruma da sokabilir garip hocalarım. Neyse sonunda atlattım bu haftayı ne kadar ders çalışmam gerekse de her ne kadar ders çalışamasam da şu andan sonra yapabileceğim bir şey yok gibi görünüyor. Galiba kaçınılmaz olan gerçekleşti ben de zevk almaya bakmalıyım.

Bu haftasonuda açık öğretim sınavlarım başlıyor. 2 gün boyunca 8 tane ders daha önce öyle bi dersten haberim bile yoktu ama şimdi sınavına gireceğim. Sonum ne olacak merak içerisindeyim. Daha gidip okulumu falan bulmalıyım. iyi bari bir gün kendi kampüsümde giricem sınava. Rahatım da sonrası nerede onu bilemiyorum işte.

En son ve en önemli konu. Black Tooth Eskişehir Chapter’i kurduk. Şimdilik insan yok tabi ama Eskişehir’deki müzik piyasasını göz önünde bulundurunca galiba baya iş çıkar bize. 5 Nisan’da Eskişehir Up&Down’da olacak BlackTooth eh dolayısıyla biz de yanlarında olacaz. Büyük bir eğlence geliyor gibi görünüyor. Umarım o gün de aynı bu kadar heyecan dolu olurum. Günü biraz kötü 7’sinden iki gün önce parasızlığın son haddesinde olduğu zaman ama yapıcaz artık bir şeyler borç falan önümüz açık…

Bir de Koray yeni bir aksiyona bulaşmış. beni de içine çekmiş gibi görünüyor. eğlenceli tabi ki… bu bir aralar deviantart tagged olayı olarak yayılmıştı demek şimdi blog dünyasında mimlemek olarak geçiyor. eh mimlenmişiz görevi yerine getirelim o zaman.

ÇOCUKKEN…
1. Çocukken …………… kaçırdım.(çok pis altıma kaçırırdım, iki gün ara vermezdim nerdeyse)
2. Çocukken …………… yoksundum.(sokakta oynamaktan yoksundum, mahallenin seviyesi çok düşük geliyordu)
3. Çocukken …………… yaralanmış olabilirim.(kolumdan, bacağımdan, başımdan, kaşımdan, gözümden, kulağımdan vs.)
4. Çocukken …………… olmayı hayal ederdim.(polis: şimdi ise tam tersi)
5. Çocukken …………… isterdim.(uçmak: superman büyüksün!)
6. Evimizde asla yeterli ………. olmadı.(corn flakes: sonu hemen geliyordu)
7. Çocukken daha fazla ……….. ihtiyaç duyardım.(corn flakes: asla yeterli olmadı çünkü)
8. Bir daha asla ………. göremeyeceğim için üzgünüm.(5 harfli ismi olan birisi)
9. Yıllar boyunca ……… merak ettim.(uçmayı)
10. …………. kaybımdan dolayı hep kendimi suçladım.(5 harfli ismi olan birisini)

Bonus Track: Black Tooth – Iron Clad

Reklamlar

Çok Soğuk!


Bugün bi pazara gideyim dedim dondum. Bir taraftan kar yağıyor, rüzgar esiyor. Diğer tarafta ellerim dolu cebime sokup ısıtamıyorum. Aman tanrım! Eve geldim ama ne geliş… Zaten kapıyı falan açamıyorum. Tabi düşününce ellerimdekini bırakınca rahat açarım da geriye nasıl alıcam o kadar şeyi? yok işte. zor oldu… çok zor. başardım ama sonunda. pahalıymış pazar ben anlamadım ki ne bileyim gözüme en güzel görünenleri aldım geçtim. en basit, en kısa belki en pahalı yolu. çok bir şey almadım aslında yani dişe dokunur çoklukta bir şey değil. ama kalabalık yaratan şeyler.

bi kaç gündür yine monoton hayat modundayım. gün içerisinde olan aksiyonlar dışında klasik volkan yaşantısı. en son dün eğlendim işte. tabi ki FRP sayesinde. farklı bi oyun oynadım ilk kez d&d dünyasının dışarında bir hikaye günümüz dünyasında ankara-kayseri arasında geçen bi oyun. normali tek oturumluk olmasına rağmen zaman kısıtlılığı sebebi ile ikinci oturuma sarkan bi oyun. eğlenceli. koşan, zıplayan, atlayan bi tipim oyunda. her ne kadar bunları henüz tam anlamıyla başaramamış olsamda. ilk artistik tekme atma çabam kursağımda kaldı. rezalet diz boyu. kendi çapımda eğleniyorum yinede.

bir de arada içiyorum işte. onlarda hep can sıkıntısına. kafa güzelken kokoreç yemenin bünyeye verdiği zararı kesinlikle kavradım artık. yok abi olmuyor! içip kokoreç yiyince midem bulanıyor yahu. kokoreçten mi içkiden mi yoksa ekmeğin içerisine koyulan farklı içerikten midir bilemiyorum fakat bir şey var ve o şey çok kötü bir şey-cümlenin sonunun garipliğine bak-.

bir diğer hayatımdaki gariplik. DERS ÇALIŞIYORUM! evet çok garip geliyor bana. ne bileyim böyle içimde bir notları geçirme hevesi, sınavlardan yüksek not alma aşkı, dersi geçip çoşma isteği, tayfun ile girdiğim iddiayı kazanma çılgınlığı falan bir takım garip reaksiyonlar gerçekleşiyor. ders çalışmak insanda bağımlılık yapar derlerdi de inanmazdım ama yavaştan inanıyorum. çalışma aşkı var içimde kontrol edemediğim. ama çalışma aşkımı kontrol edemeyip yine çalışamıyorum böyle de saçma işte bu aşk. bi saat 15 sayfa sonra? yemek, sohbet, geyik, film… ulen bıraksam kendimi şöyle dersin serin sularına, sayfa kumsalının sıcak kumlarına falan yuvarlansam konuların içinde. ah ne güzel olurdu böyle yaşamak! kendim bile inanmadım bu söze orası ayrı. ama gerçekten çalışmam gerekiyor. 10-12 tane vizem var aynı hafta içerisinde hem örgün hem açık öğretim. hafta içi örgün, hafta sonu açık öğretim. bakalım hangi birisine çalışacağım. asıl hedefim örgünü geçmek ama bi yandan açık öğretimi de boşlamak istemiyor canım.

neyse bir haftam daha var önümde hala çılgınlar gibi ders çalışabileceğim. umarım bu hafta boyunca anlamsız aktiviteler içerisine girme isteğim kontrol edilemez bir şekilde uyanmaz, onun yerine  ders çalışma şevkim doruklarına ulaşır ve sonunda da ders çalışarak amacıma ulaşabilirim. bekliyorum bakalım bu hafta ve sonraki hafta neler gösterecek bana. yine ilk vizeden dönemin sonu mu gelecek yoksa 2 yıldır gerçekleşmemiş bir olay gerçekleşip bana farklı bir yol mu gösterecek.

to be continue…

Mutlu İnsanlar


Oh be! iki gündür çok güzel geçiyor ya günlerim. hem de oldukça garip bir şekilde güzel. bayadır eğlenecek bir şeyler yoktu sıkılıyordum yine günden güne artan bir seviyeyle. en sonunda rahatladım iki gündür. nasıl derseniz tabi ki ilk rahatlama yöntemi olarak uzun zamandır kullanmayı tercih ettiğim alkol. parasızlıktan içemiyordum anca bi bira iki biraydı dün gaza gelerek ileri seviye bir içki sofrası muhabbetine girdim.

biraz detaya girsem hiç fena olmaz heralde. geceye başlamadan önce bir bira içmiştim. akşam oyun var fikriyle içmeme taraftarıydım. vakit ilerleyince oyunun bugün olacağını öğrendim yani dün gecem boşa çıkmıştı. eh fırsat bu fırsat tabi ki. evde zaten bizimkiler önceden başlamışlar içmeye almışlar şaraplarını. ben şarapı çok seven bir insan değilim. rakıcıyım ezelden.  düşündüm düşündüm eh biraz daha düşündüm 20cc bana az gelirdi 50cc fazla gelirdi ama kampanyası vardı ucuzdu. en sonunda orta yollu bi 35cc yeni rakı aldım kendime.

eve geldim hazırladım mezelerimi. başladım yavaştan içmeye. az bir şey değil yani 35cc. sonunu görürüm diye başladım. öncesinde de bi biranın hazırladığı yayvan zemin içişi kolaylaştırdı tabi. sohbet muhabbet geyik… rakıyı, içki ortamını güzel yapanlar bunlar işte. eh bizim ortamda dün hepsi vardı. kafam güzelleşmeye başlayınca biraz ciddi muhabbetlere girişimde rahatlaştı. anlattım sorunumu, derdimi. rahatladım yahu kurtuldum aklımdakilerden-daha doğrusu bi kısmından-. söyledim düşündüklerimi bir yere kadar. anlattım. güzel kafanın heyecanı ikiye katladı tabi anlatma aşkımı, içimdeki. konuştuk, dertleştik.

eh bi süre sonra rakı bu moduda geçti. kaldı son dubleler ve ortamda bir dışarı çıkma hevesi oluştu. saat 3-4 belki 5 kim bilir. hazırlandık çıktık. gecenin bi yarısı. sokakta polis bile yok. güle oynaya gidiyoruz tabi o sıra tayfunu aradık. aslında mert aradı neden aradı bilmiyorum o an bi şerit eksikliğim var galiba neyse. adam suratıma kapattı o an bi bozuldum ama kim takar kafa güzel. en sonunda pisliğin dibine vurma heyecanı ile adamın evine gittik kaldırdık yatağından. 2 dk sonra geri yattı orası ayrı. aldık saygın’ı çıktık dışarı kokoreç yiyelim dedik. bi oturuşta 2-3 yarım kokoreç yiyebilecek potansiyel sahip olan ben dün bir yarım kokoreçi bitiremedim. evet bitiremedim! atarkende kafam güzel üzüldüm ne yalan söyliyim. hatta kullandığım replik “olum bu kokoreçi yiyemiyorum lan. napıcaz lan!” eh o kafayla doğal şeylerdir bunlar olur diyorum ve geçiyorum.

kokoreçten önce yaşanan bir saçma an daha türk telekom’un çalıştığı yerlere koyduğu bi levha aldık elimize üzerinde “Türk Telekom Çalışıyor” yazıyor. niye aldık, ne işimize yarayacağını düşündük kim bilir. geriye bırakta taraftarıyım hala orası ayrı. neyse en sonunda kokoreç bi türk telekom aksiyonları sonuçlandı ve eve girdik.

hala başım bi garipdi. kafam güzel olunca uyuyamama gibi saçma bi sorunum var. doğal olarak dün yine uyuyamadım. yattığım yerde bi o yana bi bu yana döndüm durdum. gözümü kapatınca başım döndü. gözümü açtım. yatınca başım döndü kalktım. böyle böyle bir iki saat kıvrandım durdum. en sonunda rahatladığımı hissettim biraz fırsat bu fırsat diyerekten sıcak yatağımın tadına varma girişiminde bulundum. tam vaktiymiş ki ne ara uyuduğumu bilmiyorum. yastığa kafamı koymam yetti galiba.

sabah kalkınca hala kafam güzeldi orası farklı bi duruma giriyor artık.

neyse alkol muhabbeti uzundu bu anca anlatılabilecek kısmı. kelimeleri idareli kullanmak lazım… ne işime yarayacaksa.

bugünün güzel kısmı ise FRP’ydi. galiba en çok güldüğüm oyunlardan birisi bugündü. tayfun’un kafasının güzel olmasının etkisi, zenci’nin çılgın karakteri ve savaşalp’in güzel kurgusuyla bugün mükemmel bi oyun oldu. yaşanan aksiyonlardan girilen muhabbetlere kadar kayıda alınıp, tekrar tekrar izlenebilecek bi oyundu-bana göre-. peh kafa kopmadı aslında ama idareliydi yine. en güzel kısımlarından biri yaşanan han kavgasıydı tabiki. cüce var barbar var masada ne demeye artistlik yaparlar anlamam ki. az daha sinirlenmedim iyi ki. boşa oyunun başında aranan adamlar statüsüne yükselecektik yoksa ki barbar olsaydım büyük ihtimalle şimdi o statüyü zorluyor olurdum ama neyse.

hala bi eksiklik var fighter’de ama ne. eğleniyorum yahu bu oyunda daha ne olsun. hep böyle heyecan, eğlence dorukta geçer ümit ediyorum. çat diye savaşın ortasında çıkıp ölmeyelimde göz göre göre. seviyorum be.

eh yeter bugünlük. iki gün boyunca anca bu kadar eğlenebildim. yeter bana bu kadarı. zaten fazlasıda rahatsız eder. bi gariplik olur sonunda her zaman olduğu gibi. umuyorum ki bu iki günlük mutluluğum sonunda uzun süreli mutsuzluğa dönüşmez. mutlu olmak güzel şey.

keşke herkes hep mutlu olsa da sokakta polyanna’lar halinde; çiçekler, böcekler, kırlar, çayırlar, çimenler ne de güzeller şeklinde gezseler.

çok mu garip olurdu ki? kim bilir.

Günün bonusu: Aerosmith – I Don’t Wanna Miss A Thing

I could stay awake just to hear you breathing
Watch you smile while you are sleeping
Far away and dreaming
I could spend my life in this sweet surrender
I could stay lost in this moment forever
Well, every moment spent with you
Is a moment I treasure

I don’t wanna close my eyes
I don’t wanna fall asleep
‘Cause I’d miss you, babe
And I don’t wanna miss a thing
‘Cause even when I dream of you
The sweetest dream will never do
I’d still miss you, babe
And I don’t wanna miss a thing

Lying close to you
Feeling your heart beating
And I’m wondering what you’re dreaming
Wondering if it’s me you’re seeing
Then I kiss your eyes and thank God we’re together
And I just wanna stay with you
In this moment forever, forever and ever

I don’t wanna close my eyes
I don’t wanna fall asleep
‘Cause I’d miss you, babe
And I don’t wanna miss a thing
‘Cause even when I dream of you
The sweetest dream will never do
I’d still miss you, babe
And I don’t wanna miss a thing

I don’t wanna miss one smile
I don’t wanna miss one kiss
Well, I just wanna be with you
Right here with you, just like this
I just wanna hold you close
Feel your heart so close to mine
And stay here in this moment
For all the rest of time

Don’t wanna close my eyes
Don’t wanna fall asleep
‘Cause I’d miss you, babe
And I don’t wanna miss a thing
‘Cause even when I dream of you
The sweetest dream will never do
‘Cause I’d still miss you, babe
And I don’t wanna miss a thing

I don’t wanna close my eyes
I don’t wanna fall asleep
‘Cause I’d miss you, babe
And I don’t wanna miss a thing
‘Cause even when I dream of you
The sweetest dream will never do
I’d still miss you, babe
And I don’t wanna miss a thing

Don’t wanna close my eyes
Don’t wanna fall asleep, yeah
I don’t wanna miss a thing

Seviyorum Sizleri!..

Son Ders


Son Ders

Son Ders

Az önce izledim bu filmi. dayanamadım ağladım bi filmde daha. o kadar güzeldi ki… film kısaca yaşamınızın her anını sanki sonmuş gibi yaşamanız gerektiğini anlatıyor. yapmak istediklerinizi ertelemek yerine yapmak istediğiniz anda yapmanız gerektiğini çünkü erteledikten sonra yapmak istediğinizde çok geç olmuş olabileceğini anlatıyor. öyle de bir anlatıyor ki o ana kadar yapmadığınız ne varsa bir an önce kalkıp hepsini yapmak istiyorsunuz.

siyasi bir konu ile başlayıp bu fikre öyle bir bağlıyor ki belki bağlamıyor ben oraya bağladım kim bilir… neyse duygusal anlamda patlama yaşattı film zaten sıkkındı canım. sinirliydim birazda. eh yanına bir bira açıp izledim filmi yoğunluk ikiye katlandı bir anda.

tavsiye ederim kesinlikle hayatında şu ana kadar bir şeyleri bir şekilde ertelemiş olanlara. şu an yapmak için tam sırası belki yarın bunu yapmak için fırsatınız olmayabilir.

bu da filmin en güzel cümlesi bana göre.

“Dersi Hayat Verir.”

Kimya ile Fizik! Hadi Hep Beraber Kırmızı 4’e


Bir kimya laboratuvarı ile dolu dönemin daha başına geldik. 2 hafta geçti anca gidebildim laboratuvara. eh bi süre sonra sıkıyo tabi aynı dersi tekrar almak. yani yeniden al, yeniden al nereye kadar? eh başladık yine bir şekilde bugün.

önce okula gitme merasimi.

şu kırmızı 4 çilesini çekmeyen adam mühendis olamaz. evet buna kesinlikle inanıyorum. yahu sabah 9’da olan ders için 8.15’te durağa gidilir buna rağmen derse geç kalınabilir mi? yok. olamaz! olmamalı! bu ne ya.  45 dakika otobüs beklemek. önünden geçen 4 tane otobüsün dolu geçmesi. bu dolulukta öyle az bir şey değil yani biraz açmak gerekirse her camda surat yerine kıç görebilirsiniz. evet bu kırmızı 4 hattının en vazgeçilmez özelliği.

peki üniversitenin veya belediyenin bir endişesi var mı bu duruma? yok tabi kim takar ki öğrencileri. bir saat önce durağa ineceklerine iki saat önce insinler.

süper çözüm.

neyse geç gidip girilen bir fizik dersi var elimizde. topu topu 10 kişi ile işlenen bir ders. uyuyan, çevresine bakınan ve nerede olduğunu anlamaya çalışan garip tipler. sabah 9’da blok ders yapan hoca zihniyeti. bırakta bi sigaramızı çayımızı içelim kahvaltı edelim be hoca! ayıp yahu. neyse en azından devamsızlığı önemsemiyormuş 2 haftalık imza attırdı sağolsun. ha bir de 10 kişi falan ama vizeleri test usülü yapacakmış. eh buradan kendilerine teşekkür ediyoruz hocamızın. geçme ihtimali bi nebze de olsa artmış görünüyor.

sonunda ulaşılan kimya laboratuvarı. lanet olsun! bayıldım artık ya saatlerce ayakta durup amaçsızca bir şeyleri bir şeylere karıştırmanın nesi deney birisi açıklasın ne olur! ya NH3O4’ü H2SO4’ün içine koyunca patlamazmış. banane yahu! yaramaz abi bunlar işime. hayır diyorsun ki kesin yarayacak. iyi de az güzel bi deney yaptır bari heyecanı olsun bak sıkma bizi orada. tabi bir de grup arkadaşları… çok kral adamlar. giydir yumurta topuku gezsin sokakta. bir de sürekli espri yapmaya çalışma be abi olmuyor işte.

en güzel yanı bu dönem ki kimya laboratuvarının yan gruptaki hatun kişisi. evet bunca zamandır bana ardarda iki kere laf sokabilmiş güzel insan. seviyorum seni. belki. yani sevebilirim kim bilir. niyeyse laf sokulunca mutlu oldum bu sefer. heyecan oldum. kız güzel mi değil. tatlı mı eh. peki ne? zeki yahu hatun. kaliteli sokuyor lafı boşa gitmiyor.

peki yakında tanışırız üzülme…

yeter be bu kadar. kısa günün karı diyelim 2 adet laf yeme, bir adet ısmarlanan çay, iki dal sigara, sercan’ın yaptığı süpersonik bulgur pilavı ha bir de serious sam 2 ile geçen ateşli saatler. omfg!

bonus isteyenler?

Koray bana geçenlerde dinlettiğin bu güzel şarkı için sana şükranlarımı(bkz: bir hatun olarak şükran) sunuyorum.

Yazacak sözü yok yahu şarkının. küt bitti. çok küt.

I was made for lovin’ you


Yorgunum… bir kaç gündür yine üzerime bi saflık hali çöktü. aslında dün biraz kurtarabildim kendimi bu saf halimden. dışarıya çıkıp insanlarla buluştum. içtim. güldüm. eğlendim. eh yoruldum da tabi. bugün ise dünden kalan yorgunluğun acısını sabah derse gidememekle ödedim. ha hala ödüyorum farklı şekillerde orası ayrı.

oyun oynayasım var. evet savaşalp oyun oynayalım abi. insan oynarken acayip deşarj oluyor burası kesin. eh oyun arası açılınca tabi birikiyor insanın içinde.

çabuk olsa nasıl olur? özledim yahu.

kendime farklı bir uğraş buldum geçen gün. pazara gittim, gezdim. ne kadar garipmiş pazar onu anladım. çok uzun zamandır gitmemiştim çünkü sevmiyordum. niyeyse dün aşık oldum pazara. o kalabalık bile mutluluk verdi. inanamadım. arkadaşımla konuşa konuşa bütün pazarı gezdim. eh eve gelince de yemek yapma işi vardı. ondan da zevk almaya başladım garip. tabi sonrasında oluşan bulaşıktan zevk alma yolunu henüz keşfedemedim ama o da olur bir gün diye düşünüyorum. bekleyip görecez.

bu arada bir şey söyleyeyim hakkımda not olsun. şu ana kadar bu bloga yazdıklarımı geriye dönüp hiç okumadım. hata var mı yoksa herşey iyi mi bilmiyorum. ama böyle seviyorum yanlışlarıyla olsun. nasıl olsa önemli, ciddi, resmi bir makama bir şeyler yazdığımız yok. işimiz burada bitiyor. mutlulukla doluyor. gözyaşları dudağımızın kenarından akıyor… abarttım evet.

neyse bugün kısa yazasım var. uzun uzadıya anlatacak şeylerim yok çünkü. belki yazmaya devam ettikce gelir bir şeyler aklıma ama hiç sanmıyorum öyle bir şeyler olacağını. hatta küt diye biteceğe benziyor bu yazı.

bonussuz bitirilmez yazılar. başladık bi kere bonus muhabbetine. bugünün bonusu “kiss”den gelsin o zaman.

Do, do, do, do, do, do, do, do, do
Do, do, do, do, do, do, do
Do, do, do, do, do, do, do, do, do
Do, do, do, do, do, do, do
Tonight I wanna give it all to you
In the darkness
Theres so much I wanna do
And tonight I wanna lay it at your feet
cause girl, I was made for you
And girl, you were made for me

I was made for lovin you baby
You were made for lovin me
And I cant get enough of you baby
Can you get enough of me

Tonight I wanna see it in your eyes
Feel the magic
Theres something that drives me wild
And tonight were gonna make it all come true
cause girl, you were made for me
And girl I was made for you

I was made for lovin you baby
You were made for lovin me
And I cant get enough of you baby
Can you get enough of me

I was made for lovin you baby
You were made for lovin me
And I can give it all to you baby
Can you give it all to me

Oh, cant get enough, oh, oh
I cant get enough, oh, oh
I cant get enough
Yeah, ha

Do, do, do, do, do, do, do, do, do
Do, do, do, do, do, do, do
Do, do, do, do, do, do, do, do, do
Do, do, do, do, do, do, do

I was made for lovin you baby
You were made for lovin me
And I cant get enough of you baby
Can you get enough of me

Oh, I was made, you were made
I cant get enough
No, I cant get enough

I was made for lovin you baby
You were made for lovin me
And I cant get enough of you baby
Can you get enough of me

I was made for lovin you baby
You were made for lovin me
And I can give it all to you baby

güzelim şarkıyı videosuz bırakamayız dimi?

buyurun buradan.