Some Kind Of Human

Bir nevi insan icadı!

Month: Nisan, 2010

İstanbul Eskisi Gibi Değil…


Yavaştan kendime gelirken, günler geçmişken artık aklımdakileri iyice unutmadan bir şeyler karalayayım dedim, İstanbul hakkında.

Ne kadar büyük, kalabalık ya da güzel olduğunu anlatmaya gerek yok sanırım ki herkes bi şekilde duyup ya da görüp öğrenmiştir artık.

Otobüs ile başlıyor gezi…

uykusuz geçen saatler, ardından fuar alanına erken gitme sebebi ile zorunlu bekleme falan.

Otobüste tanıdık birilerini olduğunda eğlenceli olabileceğine inandım bir kez daha. En azından sıkılınca konuşacak birileri ya da eğlenecek birileri oluyor kimi zaman herkes uyusa da uyanık olduklarında böyle oluyor en azından.

Fuarda geçen bir kaç saat ardından taksim çıkartması, nevizade, peyote, eminönü’nde balık ekmek, tekrar taksim, dürümcü birileri, akdeniz pub, midye dolmanın güzelliği, dönüş için bir kaç saatliğine kalacak bir yer, dönüş yolu, tren sefası…

kısaca böyleydi İstanbul macerası ama biraz daha detay gerekir sanki 3 cümle ile bitirmeyeyim yazıyı.

nevizade: sen ne kalabalık, ne bar dolu bir sokaksın öyle! her yer bar, her yerde içen eğlenen insanlar… akşam olunca sokakta yürüyememenin verdiği rahatsızlık ama o ortamda olmanın mutluluğu falan… ne kadar garip şeylermiş bunlar. kalabalıkta mutluluğa ermek değişikti gerçekten.

peyote: çalışan eleman tam bi gobel! kafamızda şişe falan kırar diye düşündüm ama yapmadı sağolsun. güzel mekan, müzikleri daha bi güzel. çalan şarkının adını sorduğum da ise aldığım cevap “God is an astronaut bilmiyor musun yoksa?”  oldu ki bu da garip. sanırım oraya gitmeden önce herkes bunu öğrenmeli, okuyan olursa haberdar edeyim şimdiden. iyi ki biliyorduk da kapı dışarı falan etmeyi düşünmediler beni.

eminönü’de balık ekmek: hayatımın ikinci balık ekmeğini yedim hatırladığım kadarıyla ki ilk yediğimde bünyem kaldırmamış gece boyu içimdekileri dışarı çıkartmakla uğraşmıştım. sevinçliyim ki bu sefer öyle bir şey gelmedi başıma. bir şey anladım Türkiye’de turistlere fena kayıyorlar. biz bi balık ekmeği 4tl’ye yerken yan masamızda oturan sevgili capon abilerimiz ve ablalarımız 10’ar tl’yi veriyorlardı paşa paşa.

dürümcü birileri: hatırlamıyorum ismini sinirliydim o sıra. sadece tadına baktım tok olmama rağmen tayfun’un gereksiz israrları sebebiyle oldu o da ki tadını bile hatırlamıyorum ama herkesin deliler gibi yediğini ve yine herkesin “yesene sende” demesinin gereksizliğini göz önüne aldığımda sanırım güzeldi.

akdeniz pub: 5-6 kat vardı heralde yüksekliği, merdivenleri ise o kadar küçük yapılmış ki kafası güzel olan birilerinin oradan her gün yuvarlandığına dair her türlü iddiaya girebilirim, neyse. bizden önce bizim okuldan gelen bi grup varmış hesabı oraya mı kitlemeye çalıştılar yoksa hesap onlara mı kitlenmeye çalıştı bilmiyorum fakat birbirlerine girdiler, ben oturdum biramı içtim. çok önemli değil. çalan şarkılar ise eskişehir’de kolay kolay bulunmayacak tada sahip heavy metal! helal olsun orada olduğum süre boyunca çok kral parçalar dinledim.

midye dolmanın güzelliği: yok böyle bir şey! içi dolu dolu, etli of of of diyerek yiyor insan. eskişehir’de yok tabi bu kadar kralı, tazesi. yedim doya doya. detaya gerek yok.

gecenin sonu burada geliyor… bu ana kadar hiç uyuma şansı bulamadım ki bu 24 saat falan yapıyor rahat bir şekilde. yani 24 saat uykusuzluk+yorgunluk+pişik tehlikesi=çöküş. kesinlikle bu andan sonra yaşadıklarım tamamen çöküş adı altına rahatlıkla girebilir.

tayfun’un arkadaşı gökhanların evine gidip 2 saatlik uyku hayatımda yeni bi sayfa açtı resmen. gözümü kapattığım anda uyuyabildiğime inandım.

ve son olarak tren… çok güzel ve rahatmış ya da ben çok yorgundum bana öyle geldi ama nedense yine uyuyamadım. sanırım hareket eden bir şeylerin içinde olduğum zaman uyuyamıyorum ya da sadece bu haftasonu böyle bir sorunum vardı.

neyse sonunda eskişehir’deyim. seviyorum bu şehri. istanbul o kadar kalabalıkmış ve birbirinden alakasız çevrelerde takılan bir şehirmiş ki eskişehir’e gelince buranın değerini anladım bi kere daha. en azından gitmek istediğim yere en fazla yarım saat içinde ulaşabiliyorum. istanbul’da mı? en azından 1 saati gözden çıkarmak lazım sanırım.

Bonus Objective:

Reklamlar

Yaşamdan Gelişmeler!


Uzun süre geçti yine son yazı üzerinden ama bu sefer çok yazasım geldi. Bi anda içim yazma aşkıyla falan doldu, bi garip oldu. Yarım saat sonra derse gidicem onun heyecanı olsa gerek.

Son zamanlarımdan kısa kısa özetler geçme olayına giriyorum tekrardan.

– Vize haftası genel itibariyle içimde patlayan bir hafta oldu, zevkliydi çok. Hiç hissetmedim acısını, alışmışım belli ki.

– Açık Öğretim vizeleri daha kibardı, daha az hissettirdi. Son girdiğim iktisat sınavı biraz fazlaca kolaydı, daha doğrusu sorular kısaydı çabuk bitti. Sınavdan erken çıkarmadıkları için yarım saat limitini doldurmak adına iktisad sorularının yanına 30 adet ingilizce 30 adet almanca sorusu çözdüm bonus olaraktan ki zamanı yine dolduramadım. nasıl olduğunu anlamadım ama 90 soru 25 dk? çok saçma.

– Son zamanlarda ara ara gelip giden mutluluk dalgalarıyla takılıyorum güzel oluyor, en sonuncusu dün gün boyu benimleydi, güzeldi, çok güzeldi.

– Mesut ile Yeşil Kamera yarışmasına katılıyoruz 5dk’lık çevre ile ilgili bir kısa film çekmemiz gerekiyor, senaryo yazıp, yöneticez, güzel olacak. Ödülünü sevdim en baştan (.

– Her zaman ki gibi bir hava değişikliğine ihtiyacım var bu ara bi Denizli çıkartması yapmayı planlıyorum hadi bakalım.

– Metal Invasion III kapıda. Heyecanlı bekleyiş başladı. Son Chaos V organizasyonundan sonra en azından daha güzel bi mekanda sevilen insanlarla beraber olmanın vereceği hazzı yaşayacağız, bekleriz.

Gelecek gruplar: Akhuilon, The Trusted, Amoral Vuslat, Kene, Ancestry

Olaya Akhuilon’un fotoğrafçısı olarak katılacağım, değişik bir his olacak benim için.

—–

Kısaca böyle olaylar, daha aklıma gelmeyen saçma sapan bir ton şey de olmuştur kesin de aklıma gelmediği için yazamadım doğal olaraktan, sonra gelirse eklerse, gelmezse çok dert etmem hani zaten o kadar önemli değildir demek ki.

Bonus: Yeni favorim.

Metal Invasion 3 ile ilgili gelişmeleri ileride eklerim, tam olur.