Some Kind Of Human

Bir nevi insan icadı!

Kategori: Analiz

İş Planı Hazırlama


 

Çok sıkıntılı bir işmiş gerçekten anladım.

 

Girişimcilik ve iş kurma dersi kapsamında Tuğberk Tosunoğlu isimli hocamızın verdiği final dönemine teslim edilmesi gereken bir iş planı hazırlamam gerekiyordu. Fakat ben biraz işgüzarlık biraz işin aslında ne kadar zor olduğunu bilmememden ve de seçmeli ders nasıl olsa ne olacak ki mantığı yürütmemden kaynaklı olarak son zamanına sıkıştırmış bulundum bu iş planını hazırlamayı ve anladım ki bu öyle bir iki günde yapılacak bir iş değilmiş. Başına oturup düşünmek, uğraşmak, araştırmak gerekiyormuş. Aslında aklımda uzun zamandır bir iş fikri olsa da bu iş fikri için araştırmalar yapmış olsam da aslında yapmış olduğum araştırmaların şu anda hiçbir anlam ifade etmediğini gördüm.

 

Peki ben neden aldım böyle bir dersi? Aslında daha önce yazdıklarımı okuyanlar Eskişehir Rock Topluluğu altında amatör bir uğraş içerisinde olduğumu(zu) farketmişlerdir. Bir süredir aklımızda ise bu amatör uğraşı biraz daha geliştirebilir miyiz gibisinden bir düşünce vardı. Bu yüzden işin olup olmayacağını, olacaksa da nasıl olacağını öğrenmek için hazırda böyle bir ders varken alayım öğreneyim dedim. Şu ana kadar oldukça faydalı olduğunu söyleyebilirim. Eğer aklınızda böyle bir düşünceniz varsa ve krediye ihtiyacınız varsa boş ders alıp kredi dolduracağınıza işinize yarayabilecek böyle bir ders seçebilirsiniz.

 

Neyse… Kısaca İş planı nedir ne değildir, nasıl hazırlanır, neden hazırlanır onları yazalım madem.

 

İş planı nedir?

 

İş planı; firmanızın başarılı olabilmesi için veya ekonomik bakımdan varlığını koruyabilmesi için neler yapılması gerektiğine karar verme sürecinin, en önemli başlangıçtır. Bu da demek oluyor ki; şu an yapmakta olduğunuz veya yapmayı planladığınız bir işin, geleceğini çizen ve size rehberlik eden bir yol haritasıdır. Firmanızın gelecekteki darboğazları ve bunları aşma yollarını “önceden” analiz edilmesine yardımcı olmakla birlikte, aynı zamanda da firmanız için en temel kontrol aracıdır. Size önceden planlanan ve daha sonra gerçekleşen bir programın; var ise farklarını ortaya koyarak, nedenini gösterir ve gerekli düzeltmeleri yapmanızı sağlar. Bu da firmanın karar alma mekanizmasını ve geleceğini en önemli şekilde etkileyen faktörlerden biridir.

 

Evet iş planı tam olarak budur. Tanımı okursanız aslında ne kadar kapsamlı bir şeyi ne kadar kısa bir süreye sığdırmaya çalıştığımı farkedersiniz sanırım.

 

Peki iş planı hazırlarken nelere dikkat etmelisiniz?

1-      İŞ PLANI’nın ne olduğunu, nasıl hazırlandığını biliyormusunuz? Emin değilseniz öncelikle bu konuda bir araştırma yapmanızı veya bildiğini düşündüğünüz birisine danışmanızı öneririm. Bugüne dek İş Planı adı altında İŞ Planı ile ilgisi olmayan bir çok çalışma gördüm, böyle bir çalışma, plan sunan kişi veya kuruluş konusunda şüpheler uyandırıyor ve bunların sonradan telafisi mümkün olmuyor.

2-      İş Planı’nı şişirmek, yani fazla sayfaya ve bilgiye boğarak, kalınlaştırarak daha iyi göstermeniz mümkün değildir. Bu nedenle gereksiz teknik bilgi, grafik vb. Lüzumsuz şeyler okuyucuya fazlalık gelip onu sıkacağından bunlardan kaçınmak gerekir. Önce planı en özet şekilde yazın ondan sonra okuyucunun daha rahat anlamasına yardımcı olacağına inandığınız bilgi, resim ve grafikleri ekleyin.

3-      İyi bir İş Planı yazmak için her türlü yazılı metinde yapmanız gerektiği gibi önce başlıkları listelemeniz gerekir. Bunları her yerde bulabilirsiniz, burayı tklarsanız bir İş Planının başlıklarını gösteren blog yazısına gidebilirsiniz. Bu başlıkları listeledikten sonra o başlığı yazabilmek için hangi soruları yanıtlamanız gerektiğini yazın ve bu soruları yanıtlayarak başlıkların altını doldurmaya başlayın. Daha sonra bunları mantık sırasına koyarak İş Plalının özünü elde edeceksiniz.

4-      Bundan sonra yapmanız gereken, bu iş planını hangi amaca yönelik kullanacaksanız o doğrultuda gereken ilave ve kısaltmalar yapmaktır.

5-      İş Planının teknik bir döküman olduğunu unutmamak gerek. Bu nedenle uzun ağdalı kelime kalabalığına boğulmuş parağraflardan, cümlelerden kaçınmanızda yarar vardır. İş Planı’nı yazarken hangi amaçla ve kimin okuyacağını düşünerek yazın.

6-      Bir İş Planı gerçekçi ve ulaşılabilir olmalıdır, aksi halde bir iş rüyası olarak kalacaktır. Bu nedenle kullanacağınız rakkamları çok dikkatli seçmeniz gerekir.

7-      İş Planı yaşayan bir dökümandır, bu nedenle Pazar yapısının, teknolojinin getirdiği değişiklikler doğrultusunda sürekli güncellenmelidir, aksi halde amacına ulaşmayan bir kütüphane süsü olarak kalacaktır.

8-      Tüm yukardakilere dikkat ederek yazacağınız bir İş Planı sizin için iyi bir başlangıç olacaktır. Hazırlanmış bir İş Planı’nı okuyucusuna ulaştırmadan önce dışarıdan bazı kişilerin, hatta bu konularda uzmanlaşmış olan kişilerin planınızı okumaları ve değerlindirmeleri yararlı olur. Sizin atladığınız, unuttuğunuz veya hata yaptığınız konularda sizi uyararak yardımcı olabilirler.

demiş kişisel blogunda Sayın Karaca. Kısaca iş planı yazmak yerine bu işi profesyonelce yapan birilerinden yardım alabilirsiniz ama almak istemiyorsanız da dikkatli araştırıp iş planlarında yapılan yanlışlardan sakınarak güzel bir iş planı hazırlayabilirsiniz.

 

 

 

 

 

Uyuyamıyorum!..


Genelde tatil zamanlarına denk gelse de yıl içerisinde bi çok dönem boyunca uyuma sorunum var(god damn it!)… Yine baş gösterdi şu sıralar. Yatıyorum yatağa yarım saat döndükten sonra mala bağlamış bi şekilde kalkıyorum geçenin 3’ünde sabah 5 oluyor bi daha deniyorum ama yine aynı şey… Hayır sabit bi saatim olsa en azından desem ki sabah 6 oldumu uyuyorum ama o da yok. Kafasına estiğinde geliyor yoksa dön dur işin yoksa. Sonucunda bütün günüm mal gibi geçiyor ona yanıyorum.

 

2’de yatan uyuyan adamlar uyuyamıyorum yok insomniam var yok çok hastalıklıyım, marjinalim falan diyorlar da yok arkadaş öyle bir şey. Adam gibi gireceksin yatağına ne düşüncelere boğulacaksın ne başka bir şey… koyduğun anda kafayı yastığa başlayacaksın horlamaya ta ki sabah olasıya kadar. Hasta mıyım neyim diye bi bakınayım dedim ama hasta falan olduğum da yok tamamen kişisel angutluğum mevzu(mevsu – mesut) bahis olan. Onu da geçtim, diyorum bari uyumuşken deliksiz uyuyayım ama o da yalan. Her türlü sıçar bu genç.

 

Sonum hayır olsun…

 

İnsomnia ya da uyuyamama hastalığı, bir uyuma sorunudur. Uykuya dalamama, ya da gece boyunca sürekli uyuyamama sorunlarını barındırır. Hastalar genel olarak, gözlerini birkaç dakikadan fazla kapalı tutamamaktan ya da yatakta bir o yana bir bu yana dönerek uyuyamamaktan yakınırlar.

Eğer ki insomnia birkaç geceden fazla uzun sürerse, kronik bir hastalığa dönüşerek uyuma eksikliği doğrultusunda oldukça zararlı olabilir. İnsomnia doğal uyuma dengesini bozar ve tamiri oldukça zor olabilir. İnsomnia hastaları genel olarak öğleden sonra ya da akşama doğru kısa süreli uyudukları için, geceleri de uyumakta zorluk çekerler. Bazıları da vücutlarını limitlerinde kullanmaya çalışırlar. Bu da çok mühim fiziksel ve zihinsel sorunlara yol açar.

İnsomnia ayrıca birçok ilacın yan etkisi olarak, stres sebebiyle ya da duygusal, fiziksel ve zihinsel sorunlar doğrultusunda da oluşabilir.

İnsomnia’dan kurtulmak için uyku haplarının yanı sıra kediotu gibi bir takım bitkilere de başvurulabilir.

Geleneksel yöntemlerin başında, uyumadan önce sıcak süt içmek; uyanır uyanmaz sıcak bir duş almak, öğlen egzersiz yapmak, öğlen yemeğinde bol yemek yemek ve akşam yemeğinde az yemek yemek, ve erken yatmaya çalışmak gelir.

Geleneksel Çin tıbbı da yaklaşık bin yıldır insomnia lehinde kullanılmaktadır, genelde akapuntur, diyet ve yaşam analizi, bitkiler ana önlemleri oluşturur.

İnsomnia’dan kurtulmak [değiştir]

  • Kafein kullanmamaya çalışın. Kafein; kahveçayguaranakakaokola (tüm kola içecekleri) ,enerji içecekleri, çikolata ve şekelermeler gibi ürünlerin içerisinde bulunur.
  • Yatak odası ortamı da uyuyabilmek için oldukça mühimdir. Bazı insanlar, ışığa ve sese aşırı duyarlı olabilirler. Yatak odasını karanlık ve sessiz kılmak gerekir.
  • Eğer ki yatağınızda, okuyorsanız, yazıyorsanız, televizyon izliyorsanız ve birçok aktivite yapıyorsanız; yatağınızla uyumaya değin ilişkinizi zedelersiniz. Bunun yanı sıra, belli bir saatte yatağa gidip, belli bir saatte uyanmak da gerekir. Gün sırasında uyumamaya çalışın.
  • Uyarıcı ilaç kullanıyorsanız (ritalin, concerta, adderall vs) doktorunuza başvurduğunuzda insomnia şikayetinizle birlikte bu ilaç kullanımını da bildirmeniz de kontrendikasyonlar açısından faydalı olabilecektir.

Bunun yanı sıra birçok yöntemi aynı anda kullanarak da insomnia karşısında çözüme ulaşılabilir.

  • Kafanızı tamamen boşaltınız. Kitap okumak, müzik yapmak, puzzle yapmak, bir şeyler karalamak, resim yapamasanız bile boş kağıda boş şeyler yazmak gibi şeylerle uğraşın. 1-2 gün içinde uykuya geçişlerin daha kolay olacağını göreceksiniz.

kaynak:vikipedi

Şimdi merak ediyorum da hasta mıyım ben?

Kurtulma yollarına bakalım;

kafein diyor her gün kola içiyorum, yatak odası karanlık olacak diyor karanlıkta yatamıyorum(-ki son zamanlarda sessiz de yatamıyorum), gün sırasında değil gece sırasında da uyuyamıyorum, uyarı ilacına koyim, kafayı nasıl boşaltıcam bi bilsem bunca yıldır bulmaz mıydım?

Obsesif Kompulsif Kişilik Bozukluğu


Can sıkıntısına blogları gezerken bir blogda denk geldim bu teste. Sizin kişiliğiniz hakkında sorular sorarak cevaplarınıza göre hangi bozukluğa daha yatkın olduğunuzu çözümlemeye çalışıyor(tabi ne kadar başardığı bilinmez) Bana “Obsesif-Kompulsif Kişilik Bozukluğu”na yakalanma şansımın oldukça yüksek olduğunu söyledi sağolsun (: Bende biraz araştırayım bari dedim.

Bu yazı buradan sonra çok çılgın bilgi içerir(abartı kısmı burası-bilgi istemeyenler için son 3 paragraf yeterli olur)

Kısaca nedir?

Obsesif kompulsif kişilik bozukluğu, (OKKB) ; Genç erişkinlik dönemimde başlayan ve değişik koşullar altında ortaya çıkan, esneklik, açıklık ve verimlilik pahasına düzenlilik,mükemmelliyetçilik, zihinsel ve kişilerarası kontrol koyma üzerine aşırı kafa yormanın olduğu sürekli bir örüntü.

Şimdi bu tür bir bozukluğa sahip olduğunuzu anlamanın yolu, öncelikle basite indirgenmiş 8 seçenekli bir listeden 4 tanesine sahip olmanızmış.

Seçenekleri verelim;

DSM IV Tanı Kriterlerine göre aşağıdaki 8 belirtiden en az 4’üne sahip kişiler obsesif kompulsif kişilik bozukluğuna sahiptir.

  1. Yapılan etkinliğin asıl amacını unutturacak derecede ayrıntılar, kurallar, listeler, sıralama, organize etme ya da program yapma ile uğraşır durur.
  2. İşin bitirilmesini zorlaştıran bir mükemmelliyetçilik gösterir (örn. kendisine özgü aşırı katı ölçütler karşılanamadığı için bir tasarıyı tamamlayamaz.)
  3. Boş zamanlarını değerlendirme etkinliklerinden ve arkadaslıklarından yoksun kalacak derecede kendisini iş ya da üretkenliğe adar (ekonomik gereksinmeleri ile açıklanamaz)
  4. Ahlak, doğruluk ya da değerler gibi konularda vicdanının sesini aşırı dinler ve esneklik göstermez (kültürel ya da dinsel özdeşimi ile açıklanamaz)
  5. Özel bir değeri olmasa bile eskimiş ya da değersiz şeyleri elden çıkartamaz
  6. Başkaları, tam olarak kendisinin yaptığı gibi yapmayı kabul etmedikçe görev dağılımı yapmak ya da başkalarıyla birlikte çalışmak istemez.
  7. Para harcama konusunda hem kendisine, hem de başkalarına karşı cimri davranır; para, gelecekte ortaya çıkabilecek felaketler için biriktirilmesi gereken bir şey olarak görülür.
  8. Katı ve inatçıdır.

Evet bunlar wikipedia’da listelenmiş seçenekler. Peki ben bunlardan kaç tanesini sağlıyorum? “0”

Neyse test “high risk” klasmanından kalmış durumda bana göre.

Bundan sonra teste göre bir kişilik değerlendirmesi yapayım bari.

Eveeeett…. and the test goes tooooo;

Disorder Rating
Paranoid Personality Disorder: Low
Schizoid Personality Disorder: Moderate
Schizotypal Personality Disorder: Moderate
Antisocial Personality Disorder: Low
Borderline Personality Disorder: Low
Histrionic Personality Disorder: Low
Narcissistic Personality Disorder: Moderate
Avoidant Personality Disorder: Low
Dependent Personality Disorder: Moderate
Obsessive-Compulsive Disorder: High

Take the Personality Disorder Test
Personality Disorder Info

Low Risk düzeyindekilere hiç bulaşma ihtiyacı bile duymadım çok süpersonik bozukluklar var psikoloji dersinde öğrendiğim kadarıyla adam öğrenmeye korkuyor(du o zamanlar).

-Schizoid Personality Disorder

-Schizotypal Personality Disorder

-Narcissistic Personality Disorder

-Dependent Personality Disorder

Kısa araştırmamıza buradan devam edelim;

*Schizoid’ Personality Disorder diyor ki şizofreni ile karıştırmamak lazım, her ne kadar bazı ortak özellikleri olsa da. Schizoid Personality Disorder daha çok kendi içine kapanık bir hayat yaşama isteği, duygusal tepki eksikliği ya da sosyal yaşama ait bir heyecan duymama durumu gibi algılanabilirmiş.

Her ne kadar benimki bir kişilik bozukluğu olmasa da evden uzun süre çıkmasam da pek dert etmem bu durumu ama arada çıldırıp günlerce eve girme isteğim kaçıp sürekli birilerinin yanında olmayı isteyebilirim yani bu bozukluk da bana pek gelmedi. Neyse devam edelim…

*Schizotypal Personality Disorder ise şizofreni ile daha çok alakadar olan bir konuymuş. Sosyal olarak tamamen kendini izole etmeye dayalı düşünce, inanç ve davranışlara sahip olma şeklinde seyir halinde bir bozukluk işte. Bu hastalığı anlamam bile uzun sürdüğü için hiç gerek duymuyorum daha derin bir detaya verme işine.

*Narcissistic Personality Disorder kısmını gelmiş bulunmaktayız. Bu kısma yorum katmadan önce hazır yazılmış olanı buraya yazmak istedim.

“tanı ölçütleri: kendisinin çok önemli olduğu duygusunu taşırlar; başarılarını ve yeteneklerini abartır, yeterli bir başarı göstermeksizin üstün biri olarak bilinmeyi beklerler; sınırsız başarı, güç, zeka, güzellik ya da kusursuz sevgi düşlemleri üzerine kafa yorarlar;

özel ve eşi bulunmaz biri olduğuna,özel kişilerle arkadaşlık etmesi gerektiğine inanırlar; çok beğenilmek isterler; hak kazandığı duygusu vardır; kişiler arası ilişkileri kendi çıkarı için kullanırlar; empati yapamazlar; başkalarının duygularını ve gereksinimlerini tanıyıp tanımlama konusunda isteksizdirler; başkalarını kıskanır ya da başkalarının kendisini kıskandığına inanırlar; küstah, kendini beğenmiş davranış ya da tutumlar sergilerler; bu kişiler, özel insanlardır ve özel tedavi gerekir. ilişkileri ve benlik saygısı kırılgandır, eleştiriyi kabullenemezler. kendi isteklerine ulaşmak için sempati yaparlar.”

Şimdi her insanın içerisinde birazcık da olsa narsistlik vardır sanki? Ya da bana öyle geliyor, kendimden biliyorum bazı zamanlar insanın kendisini diğerlerinden özel hissetmeye ya da arada da olsa farklı olduğunu hissetmesine belki de hissettirmesine ihtiyacı vardır diye düşünüyorum çünkü herkesin aynı olduğu bir ortamda bir farka sahip olmayı istemek bir bozukluk olmasa gerek. Zaten bu özelliklerin görüldüğü bütün bireyleri bozukluk kapsamına alıp klinik tedaviye başlasalardı kaç kişi kalırdı ki sokaklarda gezecek.

O yüzden diyorum ki kendinizi arada bir çok önemli hissetmeniz sizi hasta yapmaktansa özgüven tazelemesi işine yarayabilir sadece bu arada biri iyi ayarlamak lazım ki sonunda siz de hastalar arasına katılmayasınız.

*Dependent Personality Disorder kısaca hayatınızdaki önemli kararları dahi birilerine aldırmanız tadında bir şey. Başkalarına bağlı olarak yaşamak, onların tercihlerini sizinkinden daha önemli ve gerçekçi kabul etmek, günlük basit kararları almada bile sorun yaşamak, sürekli bir onay ihtiyacı duymak.

Kimi zaman böyle hissettiğim olmuyor değil hatta çoğu zaman yapmadan önce birilerine sormak isterim yaptığım bir işi ama benimki tabi ki bozukluk seviyesinde değil(ya da öyle mi acaba?):P Evet bu bozukluk böyle bir bozuklukmuş.

Eğer ki yukarıda yazan kişilik bozukluklarından en azından bir tanesine sahip olduğunuzu düşünüyorsanız bir an önce bir doktora gidip yardım alsanız hem sizin adınıza hem çevreniz adına hiç fena bir karar olmaz sanırım (:


Buda yazmış olduğum sosyal mesaj içeren yazılardan bir tanesi oldu işte. Belki de ilkidir hatırlamıyorum ki bunca zamandır ne yazmışım ne etmişim.

Her ne kadar yeri burası olmasa da bir önceki yazıda yazdığım AÖF Bütünleme Sınavları’na taksit yatıramadığım için giremediğimi düşünmüştüm ama yalanmış, girebiliyormuşum mallık AÖFBÜRO sitesindeymiş. Sınav günü sınav giriş bilgilerini verirse ben sınava giremem tabi ki, neyse…

Diğer bir olay ise temayı değiştirdim. Geçen Mesut’la konuşurken tema değiştireceğini söylemişti, benim de aklımdaydı fakat blog ile uğraşmadığım için temayı değiştirmek gereksiz gelmişti ama gaza gelip tekrar yazmaya başlayınca temayı değiştirmek kaçınılmaz oldu ve değiştirdim, evet.

Umarım güzel olmuştur.

Bugünlük sosyal mesaj ve kişisel mesajlarımızın sonuna geldik bir sonrakinde görüşürüz artık.

Deli lafı geçince ortamda akla “One Flew Over The Cuckoo’s Nest” gelmemesi mümkün değil tabi ki.

O zaman bu benden olsun;

Son Ders


Son Ders

Son Ders

Az önce izledim bu filmi. dayanamadım ağladım bi filmde daha. o kadar güzeldi ki… film kısaca yaşamınızın her anını sanki sonmuş gibi yaşamanız gerektiğini anlatıyor. yapmak istediklerinizi ertelemek yerine yapmak istediğiniz anda yapmanız gerektiğini çünkü erteledikten sonra yapmak istediğinizde çok geç olmuş olabileceğini anlatıyor. öyle de bir anlatıyor ki o ana kadar yapmadığınız ne varsa bir an önce kalkıp hepsini yapmak istiyorsunuz.

siyasi bir konu ile başlayıp bu fikre öyle bir bağlıyor ki belki bağlamıyor ben oraya bağladım kim bilir… neyse duygusal anlamda patlama yaşattı film zaten sıkkındı canım. sinirliydim birazda. eh yanına bir bira açıp izledim filmi yoğunluk ikiye katlandı bir anda.

tavsiye ederim kesinlikle hayatında şu ana kadar bir şeyleri bir şekilde ertelemiş olanlara. şu an yapmak için tam sırası belki yarın bunu yapmak için fırsatınız olmayabilir.

bu da filmin en güzel cümlesi bana göre.

“Dersi Hayat Verir.”

Bir Benjamin Var Uzakta!


Az önce tüm aile oturup, göz yaşları içerisinde The Curious Case Of Benjamin Button isimli şahane eseri izledik. O kadar garip bir film ki ikinci kez izlememe rağmen yine istemsiz bir şekilde ağlamama sebep oldu. oysa ki kolay kolay ağlamam filmlerde(“bu kısım tamamen yalan! babam ve oğlum’da sinemada bulunan herkesten daha çok ağlamıştım” diyor iç sesim.) Neyse film o kadar garip, bu garipliğin tersine o kadar mantıklı ve insanı derinden etkileyen bir şekilde yaratılmış ki insan böyle şeylerin gerçek olabileceğine inanmak istiyor. aslına bakarsanız ister istemez inanıyor ve ona göre duygusal bir bütünlük sağlıyor filmle.

Filmden sonra annem ile bir kritik bile yaptık ama annemin ağlaması geçmediği için pek uzun soluklu ve verimli olmadı. Bunu sonra devam ettirebiliriz galiba.

Filmi izlemeyen canlar için bundan sonrası derin bir şekilde spoiler içeriyor ki ne mutlu bu ‘spoiler’ olayını bulana!  Kısa bir film özeti geçmek gerekirse:

Benjamin Button hayatına garip şartlar altında, Dünya Savaşı sırasında başlamış olan küçük bir candır. Hayatının garip olmasının sebebi onun herkesten farklı olarak dünyaya yaklaşık 80 yaşında bir bebek olarak gelmesi ve diğer insanların aksine bir yaşam içerisinde olmasıdır(herkes yaşlanıyor bu amca gençleşiyor). Fiziksel olarak hergün gençleşen bedenine rağmen ruhu her geçen gün bir önceki günden daha farklı acı ve garipliklerle doluyor ve buna karşı durmaya çalışıyor.

Halinden memnun olan bir yapı çizse de bazı replikler ile aslında normal bir insan olmak istediğini rahatlıkla ortaya koyuyor filmin başlarında ki ortasından sonra, yani çocuğunun doğmaya yakın zamanlarından itibaren durumundan ne kadar hoşnutsuz olduğu ve bundan kurtulmayı, çocuğunu yetiştirebilecek bir baba olmayı ne kadar istediğini farkedebiliyoruz. Ama kader işte böyle bir sorunla dünyaya gelmek, doğduğu andan itibaren dışlanan tip olmak, ilk dünyaya gözlerini açtığında annenin ölmüş olması ve babanın seni terk etmesi. Acaba daha kötü ne olabilir?

Kısa özetten sonra filmde kullanılan repliklerin kalitesinden bahsetmeden geçmek biraz ayıp olur diye düşünüyorum. Filmde o kadar kaliteli bir anlatım kullanılmış ki söylenen sözler içinize o kadar güzel işliyor ki anlamak veya anlatmak elde değil. Filmin en can alıcı bir kaç cümlesini belirtmek gerekirse;

Daisy: You’re so young.
Benjamin Button: Only on the outside.

bu o kadar kısa cümle olmasına rağmen içerisinde o kadar derin düşünceler barındıran bir konuşma ki anlamamak imkansız. Çok gençsin. Sadece dışarıdan… gerçekten içerisinde neler olduğunu yaşadıklarının neler olduğunu düşünmek imkansız, aslında düşünmek istemem de bu kadar acı bir yaşam… kimsede olmamalı.

“We were meant to lose people. How else would we know how important they are?”

Bu sözü filmin ilerleyen yerlerinde hayata gözlerini yuman, minnoş teyzem söylüyor ama o kadar güzel söylüyor ki! Sözün inceliğine bakın  “İnsanları kaybetmemiz gerekir. Diğer türlü onların ne kadar değerli olduklarını nasıl anlayabilir ki?” benim inancım doğrultusunda olmasa dahi insanı düşünmeye sevk eden bir söz, üzerinde kafa patlatılması gereken bir soz, tadına varılması gereken bir söz.

Bunların yanında Daisy’nin kaza yapması sırasında Benjamin’in anlattığı hikaye var. Ona diyecek laf yok zaten sonuna yaklaştığını anlayınca hikaye “lütfen beklediğim gibi olmasın” diye kendinizi avutmaya çalışsanızda sonucunda beklediğiniz şey oluyor!

Böyle kısa bir yazı yazma gereği duydum bu film hakkında ki beni son zamanlarda en çok etkileyen filmdi. Bunu rahatlıkla söyleyebilirim. Aldığı(ya da alacağı-tam bilemiyorum) ödüller helal olsun diyorum. Sözlerimi Bolu yöresine ait bir türkü ile sonlarındırıyorum.

“Ada Yolu Kestane
Amanın Dökülür Dane Dane
Amanın Dökülür Dane Dane
Kızlar Yola Dizilmiş
Amanın Alalım Birer Dane”

Aşağıda yazan yazı “ne alaka şimdi” diyenler için cevap niteliğindedir.

Yok bir alaka.

Bu da link olsun:  The Curious Case Of Benjamin Button (Benjamin Button’un Tuhaf Hikayesi)