Some Kind Of Human

Bir nevi insan icadı!

Kategori: Pınar Yaşam Pınarım

Marlboro Tabakası


image

Uzun zamandır üzerinde gözüm olan bu güzel sigara tabakasını sonunda Tuna’dan alabilmiş olmanın sevinci var üzerimde. Tuna bu sene mezun oldu ve doğal olarak toplanıp gidiyor yakında o yüzden gitmeden önce bana son krallığını yaparak beklediğim tabakayi bana hediye etti.

 

Tuna’yı bu kral hareketinden dolayı kutluyor, başarılarının devamını diliyor, yeni hediyeler beklediğimi buradan belirtiyorum.

Reklamlar

Babalar Günü – Bir Dönemin Sonu


Bir dönemin daha sonuna geldik… Bugün tam olarak tüm sınavlarım açıklandı ve 6 yıllık üniversite hayatımda bir ilk yaparak aldığım bütün dersleri geçtim. Aldığım dersler pek zor dersler olmasa da kültürel etkinlikler gibi hiçbir şey yapmadan geçilebilen bir dersi bile çok kez aldığım için benim için zor dersler arasındaydı ama ne olursa olsun az önce öğrendiğim üzere tüm dersleri çatır çutur geçmişim.

Geçmiş olsun bana.

Babamın Babalar Günü’nü de bu sayede tüm derslerimden geçtiğimi söyleyerek kutlamak benim için iyi oldu. Bunca senedir yok hepsinden kaldım yok birini geçtim dedikten sonra bu sene hepsinden geçmişim demek inanıyorum ki ev ahalisini oldukça sevindirmiştir ki ben bile baya sevinmiş durumdayım şu anda.

Kalma ihtimalim olan 2 dersi son iki güne denk gelmiş olması gibi bir şansım olsa da kurtuldum, mutluyum, huzurluyum.

Yaz okuluna kadar pek uzun sürmeyecek bir tatilim var önümde aslında tatil kısmı sadece aile yanına giderek geçecek ama tatil tatildir heralde. Ama şöyle bir Çubucak yapsaydım, gidip iki denize girseydim, burundan denize atlasaydım, hamakta sallanırken uyuyakalsaydım… hiç fena olmazdı, hiç. Neyse şimdilik sadece ailenin yanında yemekler ile ilgileneyim.

Yaz okulunda bu dönem tek ders alabiliyorum gibi görünüyo almak istediğim iki dersi çakıştırdıkları için bir tanesi ile idare edeceğim o yüzden tek derse yüklenip ortalamayı zirveye çıkartmak planım var şu anda ama bakalım gerçekleştirebilecekmiyim bu sıcakta.Tek dersim sabahtan olduğu için öğleden sonralarım boş olacak ve bu boşluğu çalışarak doldurma gibi bi planım da var eğer olursa yaz sonunda beni güzel bir tatil bekler… Şimdiden, gelecek olanlarla plan yapmaya başlamak lazım.

Tüm Babaların Babalar Günü Kutlu Olsun!

2011 in review


Mesut kardeşim eğer ki bi kaç gün önce mail kutuma “Proofhead has followed you” isimli bir mail düşürmeseydi hiç bakasım yoktu ama düşürdü canım çekti.

Aşağıda 2011 yılında blog ile ilgili ne yapmamışım onu gördüm evet çok sevindim :D

The WordPress.com stats helper monkeys prepared a 2011 annual report for this blog.

Here’s an excerpt:

A San Francisco cable car holds 60 people. This blog was viewed about 1.700 times in 2011. If it were a cable car, it would take about 28 trips to carry that many people.

Click here to see the complete report.

Uyuyamıyorum!..


Genelde tatil zamanlarına denk gelse de yıl içerisinde bi çok dönem boyunca uyuma sorunum var(god damn it!)… Yine baş gösterdi şu sıralar. Yatıyorum yatağa yarım saat döndükten sonra mala bağlamış bi şekilde kalkıyorum geçenin 3’ünde sabah 5 oluyor bi daha deniyorum ama yine aynı şey… Hayır sabit bi saatim olsa en azından desem ki sabah 6 oldumu uyuyorum ama o da yok. Kafasına estiğinde geliyor yoksa dön dur işin yoksa. Sonucunda bütün günüm mal gibi geçiyor ona yanıyorum.

 

2’de yatan uyuyan adamlar uyuyamıyorum yok insomniam var yok çok hastalıklıyım, marjinalim falan diyorlar da yok arkadaş öyle bir şey. Adam gibi gireceksin yatağına ne düşüncelere boğulacaksın ne başka bir şey… koyduğun anda kafayı yastığa başlayacaksın horlamaya ta ki sabah olasıya kadar. Hasta mıyım neyim diye bi bakınayım dedim ama hasta falan olduğum da yok tamamen kişisel angutluğum mevzu(mevsu – mesut) bahis olan. Onu da geçtim, diyorum bari uyumuşken deliksiz uyuyayım ama o da yalan. Her türlü sıçar bu genç.

 

Sonum hayır olsun…

 

İnsomnia ya da uyuyamama hastalığı, bir uyuma sorunudur. Uykuya dalamama, ya da gece boyunca sürekli uyuyamama sorunlarını barındırır. Hastalar genel olarak, gözlerini birkaç dakikadan fazla kapalı tutamamaktan ya da yatakta bir o yana bir bu yana dönerek uyuyamamaktan yakınırlar.

Eğer ki insomnia birkaç geceden fazla uzun sürerse, kronik bir hastalığa dönüşerek uyuma eksikliği doğrultusunda oldukça zararlı olabilir. İnsomnia doğal uyuma dengesini bozar ve tamiri oldukça zor olabilir. İnsomnia hastaları genel olarak öğleden sonra ya da akşama doğru kısa süreli uyudukları için, geceleri de uyumakta zorluk çekerler. Bazıları da vücutlarını limitlerinde kullanmaya çalışırlar. Bu da çok mühim fiziksel ve zihinsel sorunlara yol açar.

İnsomnia ayrıca birçok ilacın yan etkisi olarak, stres sebebiyle ya da duygusal, fiziksel ve zihinsel sorunlar doğrultusunda da oluşabilir.

İnsomnia’dan kurtulmak için uyku haplarının yanı sıra kediotu gibi bir takım bitkilere de başvurulabilir.

Geleneksel yöntemlerin başında, uyumadan önce sıcak süt içmek; uyanır uyanmaz sıcak bir duş almak, öğlen egzersiz yapmak, öğlen yemeğinde bol yemek yemek ve akşam yemeğinde az yemek yemek, ve erken yatmaya çalışmak gelir.

Geleneksel Çin tıbbı da yaklaşık bin yıldır insomnia lehinde kullanılmaktadır, genelde akapuntur, diyet ve yaşam analizi, bitkiler ana önlemleri oluşturur.

İnsomnia’dan kurtulmak [değiştir]

  • Kafein kullanmamaya çalışın. Kafein; kahveçayguaranakakaokola (tüm kola içecekleri) ,enerji içecekleri, çikolata ve şekelermeler gibi ürünlerin içerisinde bulunur.
  • Yatak odası ortamı da uyuyabilmek için oldukça mühimdir. Bazı insanlar, ışığa ve sese aşırı duyarlı olabilirler. Yatak odasını karanlık ve sessiz kılmak gerekir.
  • Eğer ki yatağınızda, okuyorsanız, yazıyorsanız, televizyon izliyorsanız ve birçok aktivite yapıyorsanız; yatağınızla uyumaya değin ilişkinizi zedelersiniz. Bunun yanı sıra, belli bir saatte yatağa gidip, belli bir saatte uyanmak da gerekir. Gün sırasında uyumamaya çalışın.
  • Uyarıcı ilaç kullanıyorsanız (ritalin, concerta, adderall vs) doktorunuza başvurduğunuzda insomnia şikayetinizle birlikte bu ilaç kullanımını da bildirmeniz de kontrendikasyonlar açısından faydalı olabilecektir.

Bunun yanı sıra birçok yöntemi aynı anda kullanarak da insomnia karşısında çözüme ulaşılabilir.

  • Kafanızı tamamen boşaltınız. Kitap okumak, müzik yapmak, puzzle yapmak, bir şeyler karalamak, resim yapamasanız bile boş kağıda boş şeyler yazmak gibi şeylerle uğraşın. 1-2 gün içinde uykuya geçişlerin daha kolay olacağını göreceksiniz.

kaynak:vikipedi

Şimdi merak ediyorum da hasta mıyım ben?

Kurtulma yollarına bakalım;

kafein diyor her gün kola içiyorum, yatak odası karanlık olacak diyor karanlıkta yatamıyorum(-ki son zamanlarda sessiz de yatamıyorum), gün sırasında değil gece sırasında da uyuyamıyorum, uyarı ilacına koyim, kafayı nasıl boşaltıcam bi bilsem bunca yıldır bulmaz mıydım?

This post is super-awesome*


Anca zaman bulup yazabiliyorum son zamanlarda neler olduğunu. Oldukça sıkıcı, sıkışık ve yorucu bir dönemden geçtik Eskişehir Rock Topluluğu olarak. Sebebi ise Ekim ayında düzenlemeye çalıştığımız ama bir türlü ayarını tutturamadığımız EskiRock Metal Festivali’ydi. Fakat sonunda dün bunu başarabildik!

Etkinlik ile ilgili detay;

11 Ekim’de düzenleyeceğimiz Eskirock Metal Fest Vol.I grupları belirlenmiştir.

Etkinlik programı şu şekildedir:

18:00 – 18:45 Godspel (Progressive)
http://www.myspace.com/godspelband

18:45 – 19:30 Mosh (Metalcore/Melo-death)
http://www.myspace.com/moshofficial

19:30 – 20:30 Amoral Vuslat (Death/Grind)
http://www.myspace.com/amoralvuslat

20:30 – 21:30 A’khuilon (Melodic Death/Death)
http://www.myspace.com/akhuilonband

21:30 – 22:30 Hope To Find (Progressive)
http://www.myspace.com/hopetofind

22:30 – 23:30 Garmadh (Black)
http://www.myspace.com/thetruegarmadh

23:30 Eskirock üye kartı sahipleri için çekiliş

Yer: 222 Park

Bilet 10 tl, Eskirock üye kartı sahiplerine 7.5tl’dir. Biletler yakında satışa çıkacaktır..

Ayrıca; Eskirock üye kartı sahibi olmak için Eskirock@gmail.com adresine mail atınız..

Sponsorlarımız:
Black Art
Pilot Cafe&Bar
2. Kat Cafe
Graphic Shop
Hera Cafe

http://www.facebook.com/event.php?eid=149977781694029

Mekan ile anlaşmamızı imzaladık, vereceğimizi verdik, sözlerimizi aldık ve artık resmi olarak 18 Ekim 2010 Pazartesi günü 222Park’ta konserimiz var. Duyan duymayan herkes gelsin, evet.

Bu ayarladığımız konser haricinde benim için önemli olan konulardan bir tanesi de tatildi ve sonunda 3 günlük de olsa bir yıl boyunca özlemle beklediğim Çubucak’ıma gidebildik! Cidden özlemişim mekanı, denize karşı içmeyi, çadırda acı çekerek yatmayı, domuz korkusuyla çadıra zar zor varıp onun eşek olduğunu öğrenmeyi falan. Güzel şeyler yaşamamak elde değil Çubucak’ta. Bi sene sonra tekrar oradayım gibi görünüyor bu ve bundan önceki en azından 15 sene boyunca olduğu gibi. Bunun haricinde yolculukta bir şey anladım, uzun mesafe kamyoncuları ve otobüs şoförleri çok büyük adamlar… resmen ağzıma yüzüme sıçıldı 10 saat araba sürdüm diye!

Tatil hakkında pek detay vermeye gerek yok çünkü düşündükçe tekrar canım istiyor o yüzden hiç gerek yok bana kalsın hatta biran önce unutayım ki sene boyu acı çekmeyim bu yüzden.

Kısa tutuyorum bugünü gelişmeleri yaymaya devam ederim elbet.

*Yazıyı yazarken wordpress’in yayımla butonunun üzerinde gördüm bu “this post is super-awesome” yazısını ne olduğunu bilemedim ama hoşlaştım.

Geçmiş Hakkında, Geleceğe Dair…


Yine uzun bir aradan sonra buradayız, evet sonunda bir daha gaza gelmiş bulunmaktayım, sanırım Denizli’ye gelmemin gazı bu. Normal şartlar altında dün Denizli’ye gelip bu gece İskenderun’a yola çıkmam gerekiyordu fakat geçirdiğim berbat yolculuk(yanımdaki sarhoş şerefsiz) ve üstüne üstlük günlerdir devam eden bel ağrısı sebebiyle bugün Denizli’de kalıp İskenderun’a gitmemeye karar verdim.

Mantıklı bir karar mıydı yoksa değil miydi yakında anlarız galiba.

İskenderun’a gitmek için tek sebebim vardı o da abimin askerlikte ilk zamanları olması ve yemin töreni muhabbetine katılmak istememdi. Her ne kadar istesemde daha önce yazdığım gibi bel ağrımın etkisi çok büyük oldu.

Bel ağrımın sebebide yaz boyu eşya taşımaktan olsa gerek artık yaklaşık bir hafta önce belimin son yatağı taşırken iflas etmesinden mütevellit olsa gerek.

Aman siz siz olun bele dikkat edin fena ağrıyor bu meret!

Neyse şu otobüste yanımda oturan sarhoş ibineye geri dönmek istiyorum! Otobüse binmeden önce Savaşalp’lerde çiğköfte rakı ve ballı hardallı tavuk içeren çılgın bir ortam vardı otobüse binmek zorunda olduğum için bu ortamda pek bulunamasam da bulunduğum süre benim için yeterdi, sağolsunlar. Yani otobüse binmeden önce bir duble rakımı içerek keyiflendim yeterince. Neyse bindim otobüse bekliyorum kalkacağı zamanı…

Son ana kadar yanım boştu içimde bu umut bi neşe oh yayılıp gidicem kendi halimde falan ama son anda bi eleman etrafına malca bakınarak bi yer arama derdine tutuldu sonra çat diye geldi yanıma oturdu. Her ne kadar ilk görüşte ne kadar mal bir insana denk geldiğimi anlamış olsam da zaman ilerledikçe düşündüğümden çok daha fena bi durumla karşıkarşıya olduğumu anlamış oldum.

Eleman önündeki ekranı kullanmayı 50 kere göstermeme rağmen öğrenemedi! Bunun yanında her gösterişimde “oo süper kanka, harikasın, okay kanka mükemmelsin, vb…” ithamlarla kafamı sikmeye devam etmekteydi, tam anlamıyla!

İzlemeye çalıştığım 2012 belgeselinin ağzına sıçıp yarısından bir şey anlamama sebep olduğu için de ayrıca teşekkür ederim kendisine.

Ha ayrıyetten sürekli otobüsteki kızlar hakkında bağırarak konuşup bütün otobüsün bizden iğrenircesine bakmasına ise hiçbir şey söyleyemez haldeyim.

Bir yandan otobüste bel ağrısıyla düzgün bir pozisyon ararken diğer yandan adamın uykusunda kolunu suratıma, kafama, omzuma vurması da olaya oldukça heyecan kattı yalan yok.

Kısaca hayatımın en iyi başlayan ama en kötü sonlanan otobüs yolculuğunu yaşamış oldum. Umarım bir daha yaşamam.

Bu ve bunun gibi sebepler bir araya gelerek Denizli-İskenderun güzargahının 13 saat olması da cabası olunca bugün o otobüse binmeyip evde kendim kalma kararı aldım(Fazla laf söylemeyen annemede buradan teşekkür ederim.)

Bunlar haricinde hayattan kısa özet geçme vakti geldi yine…

*Açık Öğretim 2. taksidini ödemeyi unuttuğum için bütünleme sınavlarına giremedim(aklıma sokayım)

*Eve okullar açılırken gelmesini beklediğim 2 adet sevgili macar kardeşlerimiz evimize geldiler. Bir tanesi kel, zayıf, uzun, gözlüklü diğeri ise saçlı tüysüz zayıf orta boy vs. kısa zaman beraber olduğumuz için şu anda sadece fiziksel özellik verebiliyorum. Karakter analizi bir sonraki sayıda. Adamları evde kendi başlarına bıraktım, umarım evin ağzını sevmezler. (Mesut! olum bakarak ol bebelere, yazık.)

*EskiRock websitesini sonunda açabildim. Çok uzun sürdü, çok aksadı, fazla uğraşamadım vs vs derken sonunda açtık evet. Gelen tepkiler sitenin eski sitelere göre oldukça profesyonel göründüğü yönünde. Sağolsunlar! Gerçekten eskilere uğraştığım süre bunun yanında bahsedilmez bile.

*Ekim ayında yapmayı planladığımız etkinlik detayları yavaş yavaş oturtulmaya başlamışken bazı “yardımsever” abilerimiz yardımı çok sevmeleri sebebiyle ilerleyen bir tarihe ertelenecek gibi durmakta. Umarım böyle bir şey olmaz da alnımızın akıyla yapabiliriz bu işi.

*Mahmut Kamil ismini verdiğim kediciğim bütcemin ağzına sıçması ve çizilmedik uzvumu bırakmaması sebebiyle yakında başka ufuklara yelken açacağa benziyor. Her ne kadar beraber de uyusak bir süre sonra kaldıramıyor insan bu kadar hırpalanmayı :P

*Bir dönem daha çok sevdiğim “özel tekrar öğrencisi” olma durumumu devam ettireceğim. Her ne kadar almış olduğum dersleri geçsem de yeterince geçememişiz ki hala devam ediyoruz. Umarım ki bu dönem kurtulurum çünkü cidden bıkkınlık geldi aynı dersleri almaktan.

Evet, şimdilik akla gelen geçmiş detaylar bunlar belki yakın zamanda gelişen hayat ile ilgili bir şeyler daha yazarım belki aylarca yine bir şey yazmam ama en azından dönüp dolaşıp buraya geri dönüyorum ona yapacak bir şey yok.

Ha bi de blogun temasından sıkıldım yenisini koydum gözüme pek hoş geldi ama çok renkli falan geldi belki yeniden değiştiririm gözüm kaldı bir tanesinde ya hadi bakalım.

Öperim, saygılar.

İstanbul Eskisi Gibi Değil…


Yavaştan kendime gelirken, günler geçmişken artık aklımdakileri iyice unutmadan bir şeyler karalayayım dedim, İstanbul hakkında.

Ne kadar büyük, kalabalık ya da güzel olduğunu anlatmaya gerek yok sanırım ki herkes bi şekilde duyup ya da görüp öğrenmiştir artık.

Otobüs ile başlıyor gezi…

uykusuz geçen saatler, ardından fuar alanına erken gitme sebebi ile zorunlu bekleme falan.

Otobüste tanıdık birilerini olduğunda eğlenceli olabileceğine inandım bir kez daha. En azından sıkılınca konuşacak birileri ya da eğlenecek birileri oluyor kimi zaman herkes uyusa da uyanık olduklarında böyle oluyor en azından.

Fuarda geçen bir kaç saat ardından taksim çıkartması, nevizade, peyote, eminönü’nde balık ekmek, tekrar taksim, dürümcü birileri, akdeniz pub, midye dolmanın güzelliği, dönüş için bir kaç saatliğine kalacak bir yer, dönüş yolu, tren sefası…

kısaca böyleydi İstanbul macerası ama biraz daha detay gerekir sanki 3 cümle ile bitirmeyeyim yazıyı.

nevizade: sen ne kalabalık, ne bar dolu bir sokaksın öyle! her yer bar, her yerde içen eğlenen insanlar… akşam olunca sokakta yürüyememenin verdiği rahatsızlık ama o ortamda olmanın mutluluğu falan… ne kadar garip şeylermiş bunlar. kalabalıkta mutluluğa ermek değişikti gerçekten.

peyote: çalışan eleman tam bi gobel! kafamızda şişe falan kırar diye düşündüm ama yapmadı sağolsun. güzel mekan, müzikleri daha bi güzel. çalan şarkının adını sorduğum da ise aldığım cevap “God is an astronaut bilmiyor musun yoksa?”  oldu ki bu da garip. sanırım oraya gitmeden önce herkes bunu öğrenmeli, okuyan olursa haberdar edeyim şimdiden. iyi ki biliyorduk da kapı dışarı falan etmeyi düşünmediler beni.

eminönü’de balık ekmek: hayatımın ikinci balık ekmeğini yedim hatırladığım kadarıyla ki ilk yediğimde bünyem kaldırmamış gece boyu içimdekileri dışarı çıkartmakla uğraşmıştım. sevinçliyim ki bu sefer öyle bir şey gelmedi başıma. bir şey anladım Türkiye’de turistlere fena kayıyorlar. biz bi balık ekmeği 4tl’ye yerken yan masamızda oturan sevgili capon abilerimiz ve ablalarımız 10’ar tl’yi veriyorlardı paşa paşa.

dürümcü birileri: hatırlamıyorum ismini sinirliydim o sıra. sadece tadına baktım tok olmama rağmen tayfun’un gereksiz israrları sebebiyle oldu o da ki tadını bile hatırlamıyorum ama herkesin deliler gibi yediğini ve yine herkesin “yesene sende” demesinin gereksizliğini göz önüne aldığımda sanırım güzeldi.

akdeniz pub: 5-6 kat vardı heralde yüksekliği, merdivenleri ise o kadar küçük yapılmış ki kafası güzel olan birilerinin oradan her gün yuvarlandığına dair her türlü iddiaya girebilirim, neyse. bizden önce bizim okuldan gelen bi grup varmış hesabı oraya mı kitlemeye çalıştılar yoksa hesap onlara mı kitlenmeye çalıştı bilmiyorum fakat birbirlerine girdiler, ben oturdum biramı içtim. çok önemli değil. çalan şarkılar ise eskişehir’de kolay kolay bulunmayacak tada sahip heavy metal! helal olsun orada olduğum süre boyunca çok kral parçalar dinledim.

midye dolmanın güzelliği: yok böyle bir şey! içi dolu dolu, etli of of of diyerek yiyor insan. eskişehir’de yok tabi bu kadar kralı, tazesi. yedim doya doya. detaya gerek yok.

gecenin sonu burada geliyor… bu ana kadar hiç uyuma şansı bulamadım ki bu 24 saat falan yapıyor rahat bir şekilde. yani 24 saat uykusuzluk+yorgunluk+pişik tehlikesi=çöküş. kesinlikle bu andan sonra yaşadıklarım tamamen çöküş adı altına rahatlıkla girebilir.

tayfun’un arkadaşı gökhanların evine gidip 2 saatlik uyku hayatımda yeni bi sayfa açtı resmen. gözümü kapattığım anda uyuyabildiğime inandım.

ve son olarak tren… çok güzel ve rahatmış ya da ben çok yorgundum bana öyle geldi ama nedense yine uyuyamadım. sanırım hareket eden bir şeylerin içinde olduğum zaman uyuyamıyorum ya da sadece bu haftasonu böyle bir sorunum vardı.

neyse sonunda eskişehir’deyim. seviyorum bu şehri. istanbul o kadar kalabalıkmış ve birbirinden alakasız çevrelerde takılan bir şehirmiş ki eskişehir’e gelince buranın değerini anladım bi kere daha. en azından gitmek istediğim yere en fazla yarım saat içinde ulaşabiliyorum. istanbul’da mı? en azından 1 saati gözden çıkarmak lazım sanırım.

Bonus Objective:

Yaşamdan Gelişmeler!


Uzun süre geçti yine son yazı üzerinden ama bu sefer çok yazasım geldi. Bi anda içim yazma aşkıyla falan doldu, bi garip oldu. Yarım saat sonra derse gidicem onun heyecanı olsa gerek.

Son zamanlarımdan kısa kısa özetler geçme olayına giriyorum tekrardan.

– Vize haftası genel itibariyle içimde patlayan bir hafta oldu, zevkliydi çok. Hiç hissetmedim acısını, alışmışım belli ki.

– Açık Öğretim vizeleri daha kibardı, daha az hissettirdi. Son girdiğim iktisat sınavı biraz fazlaca kolaydı, daha doğrusu sorular kısaydı çabuk bitti. Sınavdan erken çıkarmadıkları için yarım saat limitini doldurmak adına iktisad sorularının yanına 30 adet ingilizce 30 adet almanca sorusu çözdüm bonus olaraktan ki zamanı yine dolduramadım. nasıl olduğunu anlamadım ama 90 soru 25 dk? çok saçma.

– Son zamanlarda ara ara gelip giden mutluluk dalgalarıyla takılıyorum güzel oluyor, en sonuncusu dün gün boyu benimleydi, güzeldi, çok güzeldi.

– Mesut ile Yeşil Kamera yarışmasına katılıyoruz 5dk’lık çevre ile ilgili bir kısa film çekmemiz gerekiyor, senaryo yazıp, yöneticez, güzel olacak. Ödülünü sevdim en baştan (.

– Her zaman ki gibi bir hava değişikliğine ihtiyacım var bu ara bi Denizli çıkartması yapmayı planlıyorum hadi bakalım.

– Metal Invasion III kapıda. Heyecanlı bekleyiş başladı. Son Chaos V organizasyonundan sonra en azından daha güzel bi mekanda sevilen insanlarla beraber olmanın vereceği hazzı yaşayacağız, bekleriz.

Gelecek gruplar: Akhuilon, The Trusted, Amoral Vuslat, Kene, Ancestry

Olaya Akhuilon’un fotoğrafçısı olarak katılacağım, değişik bir his olacak benim için.

—–

Kısaca böyle olaylar, daha aklıma gelmeyen saçma sapan bir ton şey de olmuştur kesin de aklıma gelmediği için yazamadım doğal olaraktan, sonra gelirse eklerse, gelmezse çok dert etmem hani zaten o kadar önemli değildir demek ki.

Bonus: Yeni favorim.

Metal Invasion 3 ile ilgili gelişmeleri ileride eklerim, tam olur.

Depresif Ruh Halleri


Dün tek bi şarkıyı dinlememle başladı herşey. “Soldier Of Fortune” diye bağırırken Deep Purple içim cız etti, ne yalan söyleyeyim sonra kurtulamadım etkisinden, devam etti gece boyunca ve bugün de belki yarın da. Rahatsızım aslında bu durumdan, sevmiyorum hani böyle melankolik olmayı ama bazen oluyorum istemeden.

Kitlendim yani şu sıralar.

Ufukta birisi var şu sıra, biraz büyük, oldukça küçük, pek tatlı, sevimli. Hoşlaşır oldum sebepsizce hatta uzun zamandır olmadığım bi gariplikle. Bir şeyler hissedilen insanla konuşmak zor oluyor, bir kere daha anladım bunu. Gözlerine bakıp gidesiniz gelir ya öyle bir şey. Bi daha ne zaman aynı ortamda bulunuruz bakalım.

Ha bir de olayın karşılıksız çıkma ihtimali var ki oldukça büyük görünen bir ihtimal, hani benim ki sadece kişisel tatmin şu sıralar, kendime mutluluk aşılama şekli, okula gitme amacı.

Uzatamıyorum… çok fazla bir şey hissetmesem bari.

Chaos In The City III – Bitti


Evet, bir etkinliğin daha sonuna geldik, geçmiş olsun. Gerçekten geçmiş olsun çünkü çok garip bi etkinlikti.


İlk gariplik 2 gün önce mekanın değiştirilmesiyle oldu ki bu yapılanları karalamaya çalışan Eskişehir’deki seviyesiz müzik piyasasının etkisi olsa gerek. Daha sonra gidilen mekan o kadar küçüktü ve sahne o kadar minyatür bir haldeydi ki neredeyse gruplar sığamadılar sahneye. E doğal olarak moral bozuk sahne performansı izlemiş olduk.


Her ne kadar her grup bozulan morallerini belli etmemek için, sırf oraya gelen kitleye ayıp olmaması için elinden geleni yapmış olsalar da elbette ki daha iyi bi mekanda daha iyi bi kitle ile çok daha iyi şeyler yapılabilirdi.


Tuna Abi’nin önerisine uyulsa güzel olurdu aslında hani madem mekan tadilatta bekleseydik bi iki hafta daha. Her şey hazırdı nasıl olsa beklemek ne sorun yaratabilirdi ki bundan daha büyük? Neyse geçti bitti.


Kısa bir gece özeti yapalım o zaman.

Gecenin en kral grupları Sabhankra, Black Tooth ve DarkPhase.

-Black Tooth’a olan hislerim zaten bilinen bir şey ne kadar kötü çalsalar da severim ben onları ki her seferinde daha iyi çalıyorlar ha bir de bu konserde Kiss çaldılar. Tebrik ettim. “Sırf Pantera” diyenler için gelmiş olsa gerek. Adamlar yapıyor.

-Sabhankra’yı ilk kez dinledim ve inanamadım! Bu grupla Mesut sayesinde tanışmıştım bi kaç yıl önce, sağolasın. Çok kral müzik yapıyorlarmış bunu anladım bi kere daha. Her ne kadar sahneye sığmakta zorluk yaşasalarda-küçücük mekanda 5 kişi oraya sığmak için zorlanmıştır elbette- ellerinden geleni yaptılar, iyi ki yaptılar, yine yapsınlar.

-DarkPhase zaten 20 yıl olmuş ilk anlarından bu yana demişler ki “Back To The Roots” ve harbiden öyle olmuş. Ağzınıza, ellerinize, ayaklarınıza sağlık 20 yıldır varsınız. Tadlarını bozmamışlar, trash’e koyup geçirmişler yani. Hepsi birbirinden profesyonel, harika insanlar. Yakında tekrar ağırlayacağız sizleri umarım.

Konserler boyunca yine fotoğraf çekmekle uğraştığım için pek kafa sallamaktan mütevellit boyun ağrısı gerçekleşmedi ama saatlerce ayaklarda beklemekten kaynaklanan bi bel ve ayak ağrısı kombinasyonuna sahiplik yapıyorum şu sıralar. Ha bir de konserde çekiliş yapıldı. Garipti. Bana da Draconian konserine bir bilet geldi, sağolsunlar. Giderim umarım.

Geceden notlar:

*Mesut’un kendinden geçmiş haline şahit oldum. Ağzı 28cm açılabiliyormuş “Our Kingdom Shall Rise!” diye bağırırken.

*Artist Bar bu tip konserler için hiç gidilesi bir mekan değil.

*3 yıldır alacak olduğum zincir sonunda elime geçti.

*Draconian konserine biletim oldu, durduk yere.

*Mesut’un kardeşi Mesut’tan daha hareketli, adam duramuyor bi.

*Gruplar kendi hallerinde mutsuzlardı, hatta sabhankra’nın bateristi konserden sonra hemen ayrılmış mekandan, moral bozukluğundan.

*Konsere gelip mekanda sevişen bünyerin ağzına sıçayım. Amaçsız genç nesil. Eviniz yok mu lan?

*Heretic Soul performansı sırasında bana objektifini kullandırtan Sanem Yücesoy isimli sevimli şahsiyete çok teşekkür ederim. Objektifin farkını içimde hissettim, içimde!

*Sabhankra’dan sonra mekanı terkeden canım arkadaşlarımı ayıplıyorum

*Gittikten bir sonraki şarkı olarak Lamb Of God – Black Label çalmasına rağmen bunu dinleyemeyen Savaşalp’e selamlarımı iletiyorum.

Bitti.