Some Kind Of Human

Bir nevi insan icadı!

Etiket: alice cooper

Açık Doğum Günü Öğretimi


5-6 gün olmuş yine yazmayalı bloga. bir türlü seri yakalayıp yazmayı başaramadım, nedense. çok büyük hedeflerim vardı aslında, ilk başladığımda bu olaya. hergün yazıcam gibi bir hırsım vardı hatta ama başarısız bir deneme oldu hergün yazma fikri. neyse görünüş o ki böyle de gayet güzel ilerliyor. okuyanlarımız belli sevdiğim insanlar, hep varolsunlar.

konuya girelim hemen. yazmadığım 5 gün içerisinde ne oldu? bir kaç bir şey oldu anlatmaya değecek statüde.

önceliği savaşalp’in doğum günü alıyor tabi ki. zenci kişisinin büyük sürpriz uğraşları sonucunda başarı ile atlatılan bir eğlenceydi gerçekten. buradan zenci’ye selamlarımı iletiyorum. başka doğum günlerini de aynı üst düzey idare kabiliyetiyle gerçekleştirmesini umuyorum-helal be sana zenci-. 7.30 civarında espark önünde buluşma ile başladı asıl olay. toplaşılıp savaşalplere gidildi. kapıda pastanın mumları söndürüldü. heyecan doruklardaydı. “iyi ki doğdun savaşalp” ve benzeri nidalarla giriş yapıldı geceye. tayfun isimli şahsın getirdiği-öyle de garip bir insan- 100cc absolut mandrin eşliğinde devam etti güzel gece. “dayanırım, kafa olmam” ümidi ile başladığım gecenin sonunda “neye dayanıyosun sen, yavaş dayan” ümitsizliği yer etmişti zihnime. mutfakta kaymış kafayla yapılan garip muhabbetlere diyecek söz yok zaten.

neden o kadar derine indik orası ayrı bi garip zaten.

ayrı da bir tadı vardı o muhabbetlerin, savaşalp’in yan odadan arasıra verdiği tepkiler ve cevaplarla birlikte. az kişili ama öz kişili bir gündü kendi kanaatimce. eğlence, güzel kafa ile birleşince daha da bir güzel hava yaratıyormuş. bu bir kez daha kanıtlandı dün gece-bana göre-.

güzel bir gece bitti tabi ki. saçma bir sabaha merhaba modu her zaman ki gibi. hesabımda olan bütün parayı çekerek açık öğretim 2. taksidini yatırmaya gittim öğleden sonra.

ilk başta kampüsteki akbanka gittim oradan parayı çeker vakıfbanka yatırırım ümidiyle. doğal olarak “güzel” şansım sayesinde kampüsteki akbank atmsinin para vermediğini öğrendim.

eh dedim “daha vaktim var, çarşıdan yatırırım.”. çarşıya gittim akbanktan para çektim. içimde bir heyecan “oh eve giderim bir yemek yerim. açlıktan ölüyorum” duygusu.

vakıfbanka yaklaşırken bir insan kalabalığı gördüm. yaklaştıkca daha da büyüyen, her adımda insanın gözüne daha korkunç gelen bir insan kalabalığı. eskişehir’i bilenlere geliyor bundan sonraki açıklama. hani vakıfbanktan ilerleyince köşede iş bankası varya! işte kuyruk kıvrıla kıvrıla oraya gidiyor. aman tanrım! “güzel” şansım tekrar karşımdaydı.

anlamadığım şey bütün açık öğretim öğrencilerinin parayı yatırma işlemini neden son güne bıraktığıydı. hadi benim param anca yattı yahu önceden yatırsanıza paranızı! ne diye eziyet çektiriyorsunuz insanlara.

neyse sıra bir iki ilerliyor derken saat oldu 4.15. bir haber geliyor içeriden “sistem çöktü yarım saat sürer”. “Allah belanı versin VAKIFBANK!”  dedim içimden. hakediyor çünkü! eh hırs yaptım bir kere yatırmam lazım o parayı. yoksa faizle falan kim uğraşacak… zaten batmışız iyice.

içimden güzel güzel söverken kuyruk başladı tekrar ilerlemeye saat oldu 5. e banka 5’te kapanıyor ben kapıya yaklaştım iyice. bu an keserlerse oturup ağlarım dedim artık. arkadan itenler falan derken bir an içeriye attım kendimi.

bu arada 2 saat falan dışarıda bekledim artık dondum. bütün vücudum bir oldu titriyor. vücudumun kontrolünü elime alamaz oldum. içeriye girdim bu sefer sağdan biri itiyor, soldan biri itiyor dellendim iyice. yatırıp evime gidip kalorifere dayanmak istiyorum o an. tek bir amaça yönelik çalışıyordum.

en sonunda sıra bana geldi saat oldu 5.30-5.40 iyi ki banka görevlileri yatırmak isteyen herkesi alacaklarını söylediler ki onca zaman beklediğime yanmaz oldum. 2 saatlik anlamsız, soğuk, idiotik beklemenin ardından amacıma ulaştım eve giderken bi an donacağımı sandım. dedim bari bi yere girip ısınayım sonra içimde bir enerji “yürü olum! eve gidince yayılır oturursun” dedi. “sen bilirsin” dedim. kararttım gözleri, doğru eve.

eve geldikten sonra ise 1-2 saat kadar ellerim uyuşuk, karıncalı bir şekilde bana acı çektirdi ama sonuç olarak günün anlam ve önemi uygun bir zaman geçirmiştim o sırada. eh bu da bana ders olsun.

neymiş?

açık öğretim harcı son güne bırakılmazmış!

not: bir haftadır indirmeye çalıştığım alice cooper diskografisi sonunda bitti!

not2: torrentten oyun indirme saçmalığına tekrar bulaştım. dolayısıyla tekrardan virüslerle yaşar oldum.

not3: yeter başka not falan yok.

bugünün bonusu:

Sophie Monk Bonus

Sophie Monk Bonus

Aşık oldum. Ha bir de soyadı çok kralmış.

Günün mottosu: Spice up your life! Go vegetarian!

Reklamlar

Öyle bir şeyler işte.


Saat 06:28

Bilgisayarın başındayım hala, ne yaptığımı bile bilmiyorum. o kadar çok uykum var ki!

Kısa bir gün özeti yapmak geldi içimden, hiç yapmazdım oysa böyle bir şey. ne gerek var ki düşünmeye; yok günlükmüş, daha sonra okuyup hatırlarmışız.

neyi hatırlarız? yapmışsın bitmiş.

aynı şeyi bir daha yapabilir misin? hayır.

aynı şeyi bir daha düşününce eline ne geçer? hiçbir şey.

yapabileceğin tek şey düşünce tatmini sağlamak. o da nereye kadar?

neyse, uykusuzluk var ya üzerimde ondan böyle garipsedim kendimi. kim bilir yarın bu düşündüklerimin ne kadar saçma olduğunu da düşünebilirim.

hayat bu…

eh, gün özeti geçicem dedim ama başlayamadım. bir kaç cümle yeter aslında ama uzatmak istiyorum. vaktin geç olmasının, buna bağlı olarak üzerime çöken uykunun bende yarattığı şizofren kişilik bunalımını kullanarak uzatmak istiyorum.

sonra birileri saçma derse hani diye şimdiden söyleyeyim.

saçma olacak tabi saat olmuş 06:35! uykum var be can.

hadi gir ama söze diye bekleyen de olabilir. blog’umu yüzlerce kişi okuyor ya sanki, bir de öyle davranmak var. eğlenceli gibi geldi gözüme. google’den 3 kişi girmiş blog’uma saygı ile anıyorum onları buradan. bir daha girmeyecekleri bilsem dahi! kim bilir belki de girerler, hatta bu yazıyı okurlar, hatta o kadar da abartırlar bir de yorum yazarlar. işte o insanlardır ki en asil duyguya hakimlerdir.

5 gün oldu be hakim bey şu blog’u açalı nedendir bu “o dağları ben yarattım” havası. o da nasıl bir havaysa(!) şarkı gibi, türkü gibi. sevsinler.

yazı boyunca hiçbir bütünlük olmayacakmış gibi geliyor değil mi insana okuyunca?  yok ben yazarken öyle hissediyorum da “acaba okuyanlar da aynı hisleri paylaşıyorlar mıdır?” dedim.

işin özü:

bugün sabahın körüne kurdum saatimi(09:00) ders kayıdım vardı bugün, dedim erken yapayım kontenjan kalmıyor sonra. nasıl bir sistem varsa bu garip okulda o da bir garip ders kaydı 9’da açılıyorsa bilin ki seçmeli dersler 9:10’da dolmuştur.

neyse, 9’a kurduğum saatimi nedendir bilinmez saat 11:35 sularında duyma şerefine nail oldum. eh doğal olarak sövdüm içten içten. “boşver be volkan, iyi olur” dedim başladım ders seçmeye. o kadar da kısa sürmez sanıyordum, neredeyse sayfayı açar açmaz bitti seçeceğim dersler.

neden mi öyle oldu?

yurdumun güzide üniversitelerinde birisi olan canım üniversitemin ders proglama sistemi öyledir ki düz dönem devam etseniz bile çakışan ders bulursunuz! eh ben düz devam edemeyen bir bünye olduğum için almam gereken derslerin büyük çoğunluğu, almak istediğim dersler ile çakıştı. böyle olunca ortaya koca bir sorun çıktı ki çözüm ne tarafta olursa olsun gerçek çözüm ile alakadar olamazdı. neyse seçtim 5-6 ders dedim “bu dönem eskileri kaldırayım ki bir daha gözümün önüne gelmesinler, ortalama düşürüp çabuk bitireyim diye uğraşacağıma rahat okuyup ortalama yapayım(şu ana kadar pek işime yaramayan bir gerekçe)”.

——————————————-

bu sıralarda yurdun diğer bir köşesinde;

bir şarkı buldum(daha öncelerden de dinlediğim ama bu kadar önemsemediğim bir şarkı) tadına doyum olmuyor. o kadar da tatlı ki, insanın dinledikçe dinleyesi geliyor ki öyle de yapıyor zaten. sabah ders seçmek için kalktığım anda açtım şarkıyı saat sabahın 06:48’i oldu hala dinliyorum(aralarda farklı şarkı dinlemeler ve müzik kesintileri olsa da genel bu şarkı üzerineydi). şarkının adını da vermek gerekir şimdi galiba “Alice Cooper – Poison”. büyük ihtimal ile bu tür müzikleri dinleyen her insan duymuştur bu kült şarkıyı. sözleri de bir o kadar güzel ama ah o melodisi ve alice cooper’in garip yorumu yok mu! ah be, ah!*

——————————————-

ders seçimi bir yere kadar tabi, 3-5 dakika sonra bitti bütün işim. saat olmuş neredeyse 12! yatılır mı o vakitten sonra. doğal olarak geçtim yine bilgisayar başına. bir kaç saat sonra da mesut geldi zaten. özlemişim keratayı. içinden bir ses diyor ki: “mesut kimdir?” o zaman buyur buradan yak. Tatil, sorunlar, müzik, geyik falan derken hallettik bir kaç saati beraber. iyi de oldu, yalnızdım bir kaç gündür. e sıkılıyor tabi insanın canı ister istemez.

hava da kararır gibi olmuştu yavaştan insanın içini ısıtan bir edayla, sevgilisini kollarında düşünen aşığın fikirlerinde olduğu gibi. ne de saçma oldu bu kısım! akşam oluyor işte. ne aşkı, ne sevdası.

yemek vakti, yemek!

yalnızlığın verdiği hüzün ile boynu bükük minyatür emrah misali yedim yemeğimi. zaten mutfağa girmeye korkar oldum artık. tatilde kesilen elektrikler yüzünden artık mutfak, hiç de mutfağa benzemiyor! temizlemek lazım ama bünyem el vermiyor. bakmalıyım bir çaresine.

… diye saçmalarken saat oldu akşam 7 civarı. saygindur geldi eve, ansızın(değil be yav!). işte o an başladı geçenin nasıl geçeceği hakkında fikirler. önce yaklaşık bir saat diablo karakteri oluşturmaya çalıştım! lanet olası bilgisayarım yine kontrolümden çıktı! sevmiyorum artık!  bir şekilde halloldu karakter işlemleri ve oyun başladı.

saat oldu 11,12,1,3,5 eh be ne oluyor? aynen de öyle oluyor. sabaha kadar süren bir diablo II session ardından yazıyorum işte ben bu yazıyı. hani yukarıda demiş ya bu bünye “saçma mı? evet!” işte bu da kanıt olsun o söze.

bir de böyle ben yazdığım halde sanki başkası yazmış gibi yazmak var ya! ah be ne zevkli şey o. yapıyorum yapıyorum daha çok yapasım geliyor… çocuk bezi reklamı yapıyoruz ya burda!

“çişimi ediom çişimi ediom popom kuru kalıyo”

uyumakta lazım arada. insan bünyesi sonuçta, belli başlı ihtiyaçlarımız var yani. hani o tv’de gördüğünüz mankenler falan var ya onlar da … uyuyor(!)

iyi sabahlar.

ah şimdi bir simit peynir olsaydı en sıcağından da yanına çay demleseydim.

Saat 07:12**

*sözlerini alıntı kutusuna yazdım bakalım nasıl olacak.

**yazının ne kadar sürede yazıldığını göstermek için bir şeyler işte.

Your cruel deep eyes,
Your blood like ice.
One look could kill,
My pain, your thrill.

I wanna love you, but I better not touch (don’t touch)
I wanna hold you, but my senses tell me to stop
I wanna kiss you, but I want it too much (too much)
I wanna taste you, but your lips are venomous poison

You’re poison runnin’ through my veins
You’re poison, I don’t wanna break these chains.

Your mouth, so hot
Your web, I’m caught
Your skin, so wet
black lace on sweat

I hear you callin’ and it’s needles and pins (and pins)
I wanna hurt you just to hear you screaming my name
Don’t wanna touch you, but you’re under my skin (deep in)
I wanna kiss you, but your lips are venomous poison

You’re poison runnin’ through my veins
You’re poison, I don’t wanna break these chains
Poison

One look (one look), could kill (could kill),
My pain, your thrill.

I wanna love you, but I better not touch (don’t touch)
I wanna hold you, but my senses tell me to stop
I wanna kiss you, but I want it too much (too much)
I wanna taste you, but your lips are venomous poison

You’re poison runnin’ through my veins
You’re poison, I don’t wanna break these chains
Poison

I wanna love you, but I better not touch (don’t touch)
I wanna hold you, but my senses tell me to stop
I wanna kiss you, but I wanna too much (too much)
I wanna taste you, but your lips are venomous poison

Yeah
Well I don’t wanna break these chains
Poison

Runnin’ deep inside my veins
Burnin’ deep inside my veins
Poison
I don’t wanna break these chains

*editi: bir boka yaramadı alıntı kutusu, farkl yol denedim.