Some Kind Of Human

Bir nevi insan icadı!

Tag: frp

Boşluk


Bir kaç hafta oldu galiba son yazımdan bu yana. nedense hiç yazasım gelmedi şu bir kaç hafta boyunca aslında arada ucundan hadi yazayım dedim ama yazacak bir şey bulamadım belkide.

uzun süreli bir sıkıntı içerisinde devam ediyorum hayatıma. ev ortamından mı yoksa hayatımın genel gidişatından mıdır bilmiyorum ama bir sorun olduğu apaçık ortada. evde olduğum süre boyunca nedenini bilmediğim bir mutsuzluk var üzerimde stephen king’in rose red konağı hikayesindeki gibi kötü evler ve iyi evler muhabbetinde bir gerçeklik payı vardır o yüzden mi böyleyim yoksa sorun evde değilde evin içerisinde olanlarda mı bilemiyorum ama şu an için yapabileceğim pek bir şey var gibi görünmüyor.

yaz sonunda evden ayrılma gibi bir planım var bakalım umarım uygulayabilirim. yoksa bu modda gidişat kafayı yedirir heralde bana. 3 yıldır beraber olduğum ev arkadaşlarımdan da ayrılacağım gidişata göre sebebi nedir ne değildir tam bir şeyler söyleyemem ama bir çok şey var gibi görünüyor küçüklü büyüklü.

çevre mühendisliği hayatımda pek güzel gidiyor denemez vize haftası yaklaşırken yine kafamdaki bozukluk yüzünden çalışma şevkim gelmiyor. bir yerden de başlamak gerekiyor hani.

diğer bir yandan açık öğretim sonuçları açıklandı bir ders hariç diğerlerini geçeceğe benziyorum. bu kadar kolay olcağını sanmazdım ama açık öğretim, sonuçta herkes geçer diyorlar.

yine parasız dönemdeyim aslında sıkıntıda olmamın sebebi bu bile olabilir. nedendir bilmiyorum ama cebimde para yoksa içim sıkılıyor para gelesiye kadar düzelmiyor. borçla falan idare ediyoruz bakalım nereye kadar. geçen gün digiturk’ten aradılar borcunuzu yatırmazsanız icraya vericez diye borç bulduk yatırdık. aynı zamanda tüp bitti daha alma şansı bulamadık. bir de kirayı istediler onuda verdik. eh bize kaldı boş bir avuç. ayın 7’si nasıl gelecek bakalım.

bu arada hafta sonuna abim geliyor. sınav varmış bir kaç gün yanımda kalacak. para da yok bakalım nasıl gezdirecem. ilk kez geliyor bir şeyler yapıp gezdirmem lazım ama umarım memnun kalır.

neyse pek bir aksiyon yok moral bozukluğunun yanında arada frp oynuyorum o kafamı dağıtıyor o da olmasa patlamıştım heralde buradan savaşalp’e çok büyük teşekkür etmem lazım galiba o oyunları oynattığı için yoksa sıçmıştım şimdiye kadar. bir de arada arkadaşların eve gidip farklı ortamları görüyorum ya işte orada mutlu oluyor insan. biraz düşüncelerinden uzaklaşabiliyor. biraz da olsa rahatlamanın tadını çıkartabiliyor.

umarım hep var olurlar.

Çok Soğuk!


Bugün bi pazara gideyim dedim dondum. Bir taraftan kar yağıyor, rüzgar esiyor. Diğer tarafta ellerim dolu cebime sokup ısıtamıyorum. Aman tanrım! Eve geldim ama ne geliş… Zaten kapıyı falan açamıyorum. Tabi düşününce ellerimdekini bırakınca rahat açarım da geriye nasıl alıcam o kadar şeyi? yok işte. zor oldu… çok zor. başardım ama sonunda. pahalıymış pazar ben anlamadım ki ne bileyim gözüme en güzel görünenleri aldım geçtim. en basit, en kısa belki en pahalı yolu. çok bir şey almadım aslında yani dişe dokunur çoklukta bir şey değil. ama kalabalık yaratan şeyler.

bi kaç gündür yine monoton hayat modundayım. gün içerisinde olan aksiyonlar dışında klasik volkan yaşantısı. en son dün eğlendim işte. tabi ki FRP sayesinde. farklı bi oyun oynadım ilk kez d&d dünyasının dışarında bir hikaye günümüz dünyasında ankara-kayseri arasında geçen bi oyun. normali tek oturumluk olmasına rağmen zaman kısıtlılığı sebebi ile ikinci oturuma sarkan bi oyun. eğlenceli. koşan, zıplayan, atlayan bi tipim oyunda. her ne kadar bunları henüz tam anlamıyla başaramamış olsamda. ilk artistik tekme atma çabam kursağımda kaldı. rezalet diz boyu. kendi çapımda eğleniyorum yinede.

bir de arada içiyorum işte. onlarda hep can sıkıntısına. kafa güzelken kokoreç yemenin bünyeye verdiği zararı kesinlikle kavradım artık. yok abi olmuyor! içip kokoreç yiyince midem bulanıyor yahu. kokoreçten mi içkiden mi yoksa ekmeğin içerisine koyulan farklı içerikten midir bilemiyorum fakat bir şey var ve o şey çok kötü bir şey-cümlenin sonunun garipliğine bak-.

bir diğer hayatımdaki gariplik. DERS ÇALIŞIYORUM! evet çok garip geliyor bana. ne bileyim böyle içimde bir notları geçirme hevesi, sınavlardan yüksek not alma aşkı, dersi geçip çoşma isteği, tayfun ile girdiğim iddiayı kazanma çılgınlığı falan bir takım garip reaksiyonlar gerçekleşiyor. ders çalışmak insanda bağımlılık yapar derlerdi de inanmazdım ama yavaştan inanıyorum. çalışma aşkı var içimde kontrol edemediğim. ama çalışma aşkımı kontrol edemeyip yine çalışamıyorum böyle de saçma işte bu aşk. bi saat 15 sayfa sonra? yemek, sohbet, geyik, film… ulen bıraksam kendimi şöyle dersin serin sularına, sayfa kumsalının sıcak kumlarına falan yuvarlansam konuların içinde. ah ne güzel olurdu böyle yaşamak! kendim bile inanmadım bu söze orası ayrı. ama gerçekten çalışmam gerekiyor. 10-12 tane vizem var aynı hafta içerisinde hem örgün hem açık öğretim. hafta içi örgün, hafta sonu açık öğretim. bakalım hangi birisine çalışacağım. asıl hedefim örgünü geçmek ama bi yandan açık öğretimi de boşlamak istemiyor canım.

neyse bir haftam daha var önümde hala çılgınlar gibi ders çalışabileceğim. umarım bu hafta boyunca anlamsız aktiviteler içerisine girme isteğim kontrol edilemez bir şekilde uyanmaz, onun yerine  ders çalışma şevkim doruklarına ulaşır ve sonunda da ders çalışarak amacıma ulaşabilirim. bekliyorum bakalım bu hafta ve sonraki hafta neler gösterecek bana. yine ilk vizeden dönemin sonu mu gelecek yoksa 2 yıldır gerçekleşmemiş bir olay gerçekleşip bana farklı bir yol mu gösterecek.

to be continue…

Mutlu İnsanlar


Oh be! iki gündür çok güzel geçiyor ya günlerim. hem de oldukça garip bir şekilde güzel. bayadır eğlenecek bir şeyler yoktu sıkılıyordum yine günden güne artan bir seviyeyle. en sonunda rahatladım iki gündür. nasıl derseniz tabi ki ilk rahatlama yöntemi olarak uzun zamandır kullanmayı tercih ettiğim alkol. parasızlıktan içemiyordum anca bi bira iki biraydı dün gaza gelerek ileri seviye bir içki sofrası muhabbetine girdim.

biraz detaya girsem hiç fena olmaz heralde. geceye başlamadan önce bir bira içmiştim. akşam oyun var fikriyle içmeme taraftarıydım. vakit ilerleyince oyunun bugün olacağını öğrendim yani dün gecem boşa çıkmıştı. eh fırsat bu fırsat tabi ki. evde zaten bizimkiler önceden başlamışlar içmeye almışlar şaraplarını. ben şarapı çok seven bir insan değilim. rakıcıyım ezelden.  düşündüm düşündüm eh biraz daha düşündüm 20cc bana az gelirdi 50cc fazla gelirdi ama kampanyası vardı ucuzdu. en sonunda orta yollu bi 35cc yeni rakı aldım kendime.

eve geldim hazırladım mezelerimi. başladım yavaştan içmeye. az bir şey değil yani 35cc. sonunu görürüm diye başladım. öncesinde de bi biranın hazırladığı yayvan zemin içişi kolaylaştırdı tabi. sohbet muhabbet geyik… rakıyı, içki ortamını güzel yapanlar bunlar işte. eh bizim ortamda dün hepsi vardı. kafam güzelleşmeye başlayınca biraz ciddi muhabbetlere girişimde rahatlaştı. anlattım sorunumu, derdimi. rahatladım yahu kurtuldum aklımdakilerden-daha doğrusu bi kısmından-. söyledim düşündüklerimi bir yere kadar. anlattım. güzel kafanın heyecanı ikiye katladı tabi anlatma aşkımı, içimdeki. konuştuk, dertleştik.

eh bi süre sonra rakı bu moduda geçti. kaldı son dubleler ve ortamda bir dışarı çıkma hevesi oluştu. saat 3-4 belki 5 kim bilir. hazırlandık çıktık. gecenin bi yarısı. sokakta polis bile yok. güle oynaya gidiyoruz tabi o sıra tayfunu aradık. aslında mert aradı neden aradı bilmiyorum o an bi şerit eksikliğim var galiba neyse. adam suratıma kapattı o an bi bozuldum ama kim takar kafa güzel. en sonunda pisliğin dibine vurma heyecanı ile adamın evine gittik kaldırdık yatağından. 2 dk sonra geri yattı orası ayrı. aldık saygın’ı çıktık dışarı kokoreç yiyelim dedik. bi oturuşta 2-3 yarım kokoreç yiyebilecek potansiyel sahip olan ben dün bir yarım kokoreçi bitiremedim. evet bitiremedim! atarkende kafam güzel üzüldüm ne yalan söyliyim. hatta kullandığım replik “olum bu kokoreçi yiyemiyorum lan. napıcaz lan!” eh o kafayla doğal şeylerdir bunlar olur diyorum ve geçiyorum.

kokoreçten önce yaşanan bir saçma an daha türk telekom’un çalıştığı yerlere koyduğu bi levha aldık elimize üzerinde “Türk Telekom Çalışıyor” yazıyor. niye aldık, ne işimize yarayacağını düşündük kim bilir. geriye bırakta taraftarıyım hala orası ayrı. neyse en sonunda kokoreç bi türk telekom aksiyonları sonuçlandı ve eve girdik.

hala başım bi garipdi. kafam güzel olunca uyuyamama gibi saçma bi sorunum var. doğal olarak dün yine uyuyamadım. yattığım yerde bi o yana bi bu yana döndüm durdum. gözümü kapatınca başım döndü. gözümü açtım. yatınca başım döndü kalktım. böyle böyle bir iki saat kıvrandım durdum. en sonunda rahatladığımı hissettim biraz fırsat bu fırsat diyerekten sıcak yatağımın tadına varma girişiminde bulundum. tam vaktiymiş ki ne ara uyuduğumu bilmiyorum. yastığa kafamı koymam yetti galiba.

sabah kalkınca hala kafam güzeldi orası farklı bi duruma giriyor artık.

neyse alkol muhabbeti uzundu bu anca anlatılabilecek kısmı. kelimeleri idareli kullanmak lazım… ne işime yarayacaksa.

bugünün güzel kısmı ise FRP’ydi. galiba en çok güldüğüm oyunlardan birisi bugündü. tayfun’un kafasının güzel olmasının etkisi, zenci’nin çılgın karakteri ve savaşalp’in güzel kurgusuyla bugün mükemmel bi oyun oldu. yaşanan aksiyonlardan girilen muhabbetlere kadar kayıda alınıp, tekrar tekrar izlenebilecek bi oyundu-bana göre-. peh kafa kopmadı aslında ama idareliydi yine. en güzel kısımlarından biri yaşanan han kavgasıydı tabiki. cüce var barbar var masada ne demeye artistlik yaparlar anlamam ki. az daha sinirlenmedim iyi ki. boşa oyunun başında aranan adamlar statüsüne yükselecektik yoksa ki barbar olsaydım büyük ihtimalle şimdi o statüyü zorluyor olurdum ama neyse.

hala bi eksiklik var fighter’de ama ne. eğleniyorum yahu bu oyunda daha ne olsun. hep böyle heyecan, eğlence dorukta geçer ümit ediyorum. çat diye savaşın ortasında çıkıp ölmeyelimde göz göre göre. seviyorum be.

eh yeter bugünlük. iki gün boyunca anca bu kadar eğlenebildim. yeter bana bu kadarı. zaten fazlasıda rahatsız eder. bi gariplik olur sonunda her zaman olduğu gibi. umuyorum ki bu iki günlük mutluluğum sonunda uzun süreli mutsuzluğa dönüşmez. mutlu olmak güzel şey.

keşke herkes hep mutlu olsa da sokakta polyanna’lar halinde; çiçekler, böcekler, kırlar, çayırlar, çimenler ne de güzeller şeklinde gezseler.

çok mu garip olurdu ki? kim bilir.

Günün bonusu: Aerosmith – I Don’t Wanna Miss A Thing

I could stay awake just to hear you breathing
Watch you smile while you are sleeping
Far away and dreaming
I could spend my life in this sweet surrender
I could stay lost in this moment forever
Well, every moment spent with you
Is a moment I treasure

I don’t wanna close my eyes
I don’t wanna fall asleep
‘Cause I’d miss you, babe
And I don’t wanna miss a thing
‘Cause even when I dream of you
The sweetest dream will never do
I’d still miss you, babe
And I don’t wanna miss a thing

Lying close to you
Feeling your heart beating
And I’m wondering what you’re dreaming
Wondering if it’s me you’re seeing
Then I kiss your eyes and thank God we’re together
And I just wanna stay with you
In this moment forever, forever and ever

I don’t wanna close my eyes
I don’t wanna fall asleep
‘Cause I’d miss you, babe
And I don’t wanna miss a thing
‘Cause even when I dream of you
The sweetest dream will never do
I’d still miss you, babe
And I don’t wanna miss a thing

I don’t wanna miss one smile
I don’t wanna miss one kiss
Well, I just wanna be with you
Right here with you, just like this
I just wanna hold you close
Feel your heart so close to mine
And stay here in this moment
For all the rest of time

Don’t wanna close my eyes
Don’t wanna fall asleep
‘Cause I’d miss you, babe
And I don’t wanna miss a thing
‘Cause even when I dream of you
The sweetest dream will never do
‘Cause I’d still miss you, babe
And I don’t wanna miss a thing

I don’t wanna close my eyes
I don’t wanna fall asleep
‘Cause I’d miss you, babe
And I don’t wanna miss a thing
‘Cause even when I dream of you
The sweetest dream will never do
I’d still miss you, babe
And I don’t wanna miss a thing

Don’t wanna close my eyes
Don’t wanna fall asleep, yeah
I don’t wanna miss a thing

Seviyorum Sizleri!..

I was made for lovin’ you


Yorgunum… bir kaç gündür yine üzerime bi saflık hali çöktü. aslında dün biraz kurtarabildim kendimi bu saf halimden. dışarıya çıkıp insanlarla buluştum. içtim. güldüm. eğlendim. eh yoruldum da tabi. bugün ise dünden kalan yorgunluğun acısını sabah derse gidememekle ödedim. ha hala ödüyorum farklı şekillerde orası ayrı.

oyun oynayasım var. evet savaşalp oyun oynayalım abi. insan oynarken acayip deşarj oluyor burası kesin. eh oyun arası açılınca tabi birikiyor insanın içinde.

çabuk olsa nasıl olur? özledim yahu.

kendime farklı bir uğraş buldum geçen gün. pazara gittim, gezdim. ne kadar garipmiş pazar onu anladım. çok uzun zamandır gitmemiştim çünkü sevmiyordum. niyeyse dün aşık oldum pazara. o kalabalık bile mutluluk verdi. inanamadım. arkadaşımla konuşa konuşa bütün pazarı gezdim. eh eve gelince de yemek yapma işi vardı. ondan da zevk almaya başladım garip. tabi sonrasında oluşan bulaşıktan zevk alma yolunu henüz keşfedemedim ama o da olur bir gün diye düşünüyorum. bekleyip görecez.

bu arada bir şey söyleyeyim hakkımda not olsun. şu ana kadar bu bloga yazdıklarımı geriye dönüp hiç okumadım. hata var mı yoksa herşey iyi mi bilmiyorum. ama böyle seviyorum yanlışlarıyla olsun. nasıl olsa önemli, ciddi, resmi bir makama bir şeyler yazdığımız yok. işimiz burada bitiyor. mutlulukla doluyor. gözyaşları dudağımızın kenarından akıyor… abarttım evet.

neyse bugün kısa yazasım var. uzun uzadıya anlatacak şeylerim yok çünkü. belki yazmaya devam ettikce gelir bir şeyler aklıma ama hiç sanmıyorum öyle bir şeyler olacağını. hatta küt diye biteceğe benziyor bu yazı.

bonussuz bitirilmez yazılar. başladık bi kere bonus muhabbetine. bugünün bonusu “kiss”den gelsin o zaman.

Do, do, do, do, do, do, do, do, do
Do, do, do, do, do, do, do
Do, do, do, do, do, do, do, do, do
Do, do, do, do, do, do, do
Tonight I wanna give it all to you
In the darkness
Theres so much I wanna do
And tonight I wanna lay it at your feet
cause girl, I was made for you
And girl, you were made for me

I was made for lovin you baby
You were made for lovin me
And I cant get enough of you baby
Can you get enough of me

Tonight I wanna see it in your eyes
Feel the magic
Theres something that drives me wild
And tonight were gonna make it all come true
cause girl, you were made for me
And girl I was made for you

I was made for lovin you baby
You were made for lovin me
And I cant get enough of you baby
Can you get enough of me

I was made for lovin you baby
You were made for lovin me
And I can give it all to you baby
Can you give it all to me

Oh, cant get enough, oh, oh
I cant get enough, oh, oh
I cant get enough
Yeah, ha

Do, do, do, do, do, do, do, do, do
Do, do, do, do, do, do, do
Do, do, do, do, do, do, do, do, do
Do, do, do, do, do, do, do

I was made for lovin you baby
You were made for lovin me
And I cant get enough of you baby
Can you get enough of me

Oh, I was made, you were made
I cant get enough
No, I cant get enough

I was made for lovin you baby
You were made for lovin me
And I cant get enough of you baby
Can you get enough of me

I was made for lovin you baby
You were made for lovin me
And I can give it all to you baby

güzelim şarkıyı videosuz bırakamayız dimi?

buyurun buradan.

Amerikan Futbolu üzerine tatlı olarak FRP


Dün hayatımın en yorucu günüydü. kesinlikle daha yorucu, daha zor geçen bir gün olmamıştı. olamazda. nasıl olsun ki?

saat 12’de futbol antrenmanına gittim. neredeyse 6 saat sürdü. o 6 saatin 4 saatini oradan oraya hoplayıp zıplayarak geçirdim. ben hayatım boyunca bu kadar koşup zıplamamıştım ki buna nasıl alışayım.

Ayrıntılı bir özet geçmek lazım bu duruma aslında.

Özet:

Hayatımda ilk kez amerikan futbolu ile tanışacaktım. sabahın köründe(10 a.m.) kalktım çanta falan hazırladım ki bir gün önce hava soğuk olur diye savaşalp’ten polar falan almıştım. neyse otobüs 12’de kalkacaktı. yunus emre kampüsü’nün önünde buluşulacaktı. eh ben de hazırlandım giyindim kuşandım çıktım evden.

kampüse gittiğimde henüz kimse yoktu. bi 5-10 dk. sonra millet gelmeye başladı. şaşırmıştım. her gelen yeni insandan sonra biraz daha şaşırıyordum. bu kadar iri insanı bir arada hiç görmüş müydüm acaba? büyük olasılıkla hayır. o sırada herkes toplandı hazırlandı. sonunda yola çıktık. otobüsle iki eylül kampüsü’ne gidicektik. orada bulunan çim sahayı kullanıyorlarmış antrenman olarak. “iyi o zaman” dedik. çıktık yola.

zaten hafta içi hergün içinde bulunduğum berbat kampüse bu sefer de cumartesi pazarları gidecektim galiba. kampüse vardık. besyo’nun tesislerine girdik ilk başta. soyunma kabinleri ve alet hedevat oradaymış. tesisleri hiç görmemiştim ama çok güzel bir yermiş yapana helal olsun! her ne kadar çölün ortasında böyle bir tesis ne işe yarar anlamasam da.

neyse giyindik, hazırlandık. sahaya çıktık. klasiktir önce koşarsın sonra ısınırsın sonra asıl antrenmana geçersin. her sporda böyledir bu olay. eh biz de öyle yaptık doğal olarak. başladık koşmaya… 1 tur 2 tur 3 tur 5 tur… yahu bitmedi, bitmiyor. ben de o sırada öldüm ölecem. ne nefes kaldı ne bir şey. hoca “volkan sen dur zorlama” demesini bekliyorum. ama yok hoca demiyor.  neyse bu düşüncenin içine girdikten sonra 2 tur daha döndüm. en sonunda hocadan o güzel sözler döküldü “volkan zorlanıyorsan bırak”. içime bir şeyler serpildi. direk bıraktım hızlı hızlı yürümeye başladım. eh bi kaç tur da öyle attım.

daha sonra takım da durdu ısınma hareketlerine geçildi. klasik hareketler. el kol ger, ayak ger, bilek ger vs. sonra gerçek antrenmana geçtik. bundan sonrası benim için pek zor olmadı aslında. zorlayıcı bir hareket yoktu pek. önce yere serilmiş bir halat merdiven üzerinde bir kaç saat farklı aksiyonlar yaşadık ki anlatmaya gerek yok zaten. daha sonra shoulder padlerin üzerinden atlayıp. atılan topu yakalayıp karşıdaki iki adamı geçmek gerekiyordu. fumble yapınca 10 şınav vardı. ellerim dengeliymiş ki hayatımda ilk kez tuttuğum topu sadece 2 kere düşürme şansı yakaladım. neyse aksiyon topu tutmakta değil zaten. iş topu tuttuktan sonra başlıyor. üzerine doğru gelen iki tane yarı dev boyutunda iki tane adam var sana kafa göz girecekler! üzerindeki shoulder pad ve kaska güvenerek dalıyorsun tabi takur takur geçiyorsun adamları. tabi bu başarılı olursan. yok topu düşürdün mü? yandın o zaman karşıdan gelen adam tutup atıyor seni yere kütük gibi. bu olay da bir kaç saat sürdü.

en sonunda iş maç kısmına geldi. doğal olarak amerikan futbolu ile ilgili bilgim bundan önceki 4-5 saat içerisinde öğrendiklerimden fazla olmadığı için ben kenarda bekleyen insan olacaktım. bu arada da donmak üzereydim. üzerimde bir tişört ve savaşalp’tan aldığım polar üzerinde shoulder pad vardı o kadar. saatlerce soğukta durdum ellerim zaten artık benim değildi.

neyse fırsat bu fırsat. baktım millet maç yapıcak sıcak bir ortam olsa diye düşünürken elemanlardan bir tanesi -sakatlığı sebebiyle dışarıda kalacakmış- “sen de dışarıdaysan gel soyunma odalarına gidelim” dedi. eh tabi ben durur muyum! koşa koşa! sıcağa girdim ama nasıl bir şeydir anlayamadım. o kadar alışmışım ki soğuğa. sıcakta bir mayışıklık çöktü tabi üzerime. kolumu kıpırdatacak halim yok. neyse soyunma kabinindeki benchlerden birine çöktüm sonra kalktım bi yüzümü yıkadım. sanıyorum ki kendime bunları yaptıktan sonra gelirim. yok tabi ki nereye!

giyindik hazırlandık. soyunma odasının dışında oturmaya başladık. bir kişi daha gelmişti -o da sakatlığından oynamamış-. daha sonra klasik maçın sonunu bekleme ve muhabbet şeklinde geçen bir zaman dilimi oldu.

sonra maçları bitti ki milletin üstü başı çamur sızlananlar… aman tanrım! o maçta olsam büyük ihtimalle ben de ölmüş olurdum. hatta belki ciddi anlamda bile ölürdüm kim bilir! herkesin giyinmesini bekledik. daha sonra servise bindik ve güzelim eskişehir sokaklarına döndük.

otobüste antrenman saatlerinden konuşuluyordu. bu antrenmanların haricinde bir de “body building” antrenmanları varmış ki akıllara zarar! haftada 3 gün! 2 gün de toplu antrenman! hafta bitti yahu! neyse alırlarsa katlanıcaz artık.

sonunda evime girebildim. yolda o kadar acı çektim ki yürürken. vücudumdaki en ufak gözeneklerden bile ağrı fıskırıyordu. merdiven çıkarken acı hissediyordum. kapıyı açarken acı hissediyordum. eğilip kalkarken sanki bir daha eğilip kalkamayacağımı düşünüyordum. en sonunda kendimi koltuğuma atabildim.

dedim bir de msn’e bakayım ve baktım bir de ne göreyim. akşama frp varmış. gözlerim karardı o an. “bu gece ölüyorum” dedim. o yorgunluğun üzerine frp oynayacaktık ama oyunu özlemiştim. uzun zaman olmuştu son oyunumuzdan bu yana. eh tabi bu fırsat kaçırılmaz. içimde kalan son yaşam partikülleri ile oyun zamanını bekledim.

zaman gelince de o partiküllere verdiğim son bir komut ile savaşalp’lerin evine gittim. oyunun başlama hazırlıkları sürüyordu tabi ki -yemek yemek ve charsheet hazırlamak- o sırada tabi ben acıların çocuğuydum. ama bir kahve içtikten sonra kısmen kendime gelmiştim.

derken oyun başladı. aman tanrım! direk aksiyon içerisinde bir cüceyim. ne kadar da güzel. cüce karakteri ile bir bütünüm ama class olarak da barbara ihtiyacım var neyse bu oyunda fighter olarak ilerleyeceğiz. tabi ne kadar rol kesme olayına barbar kadar adapte olamasam da bir şeyler yapıcaz artık.

zaman geçtikçe açıldım. o kadar acı hissetmez oldum. belki de tam olarak uyuştuğum için oldu böyle bir şey ama kim bilir. sağolsun savaşalp’te cillop gibi bir oyun hazırlamış ki eğlenceden ödün yok. sıkmadan ilerleyen bir oyun oldu yani o harap ve bitap düşmüş halime rağmen-oyunun detayları farklı bir yazıda-.

saat 11-12 civarı başladı oyun 4 gibi de bitti. eh sabahı ettik. giderken tayfun’la fırından birer ekmek aldık. eve geldim arasına dayadım yağı(sabahın 4’ünde) yedim. sonra zaten kıpırdayamadım yatağıma kadar süründüm ve yatağıma girdim.

bugün ise 2 saat önce uyandım. dün ki yorgunluğumun şiddeti bugün x8 haline geldi nedense. dün ağrımayan gözeneklerim bugün ağrımaya başladı. artık koltuktan kalkarken koltuk değneklerine ihtiyacım var. bir de bana çorba pişirip anne şefkati gösterecek güzel bi kıza.

umuyorum ki şu spor işine kısa sürede alışırım yoksa da ölür giderim zaten.