Some Kind Of Human

Bir nevi insan icadı!

Tag: mesut

Obsesif Kompulsif Kişilik Bozukluğu


Can sıkıntısına blogları gezerken bir blogda denk geldim bu teste. Sizin kişiliğiniz hakkında sorular sorarak cevaplarınıza göre hangi bozukluğa daha yatkın olduğunuzu çözümlemeye çalışıyor(tabi ne kadar başardığı bilinmez) Bana “Obsesif-Kompulsif Kişilik Bozukluğu”na yakalanma şansımın oldukça yüksek olduğunu söyledi sağolsun (: Bende biraz araştırayım bari dedim.

Bu yazı buradan sonra çok çılgın bilgi içerir(abartı kısmı burası-bilgi istemeyenler için son 3 paragraf yeterli olur)

Kısaca nedir?

Obsesif kompulsif kişilik bozukluğu, (OKKB) ; Genç erişkinlik dönemimde başlayan ve değişik koşullar altında ortaya çıkan, esneklik, açıklık ve verimlilik pahasına düzenlilik,mükemmelliyetçilik, zihinsel ve kişilerarası kontrol koyma üzerine aşırı kafa yormanın olduğu sürekli bir örüntü.

Şimdi bu tür bir bozukluğa sahip olduğunuzu anlamanın yolu, öncelikle basite indirgenmiş 8 seçenekli bir listeden 4 tanesine sahip olmanızmış.

Seçenekleri verelim;

DSM IV Tanı Kriterlerine göre aşağıdaki 8 belirtiden en az 4’üne sahip kişiler obsesif kompulsif kişilik bozukluğuna sahiptir.

  1. Yapılan etkinliğin asıl amacını unutturacak derecede ayrıntılar, kurallar, listeler, sıralama, organize etme ya da program yapma ile uğraşır durur.
  2. İşin bitirilmesini zorlaştıran bir mükemmelliyetçilik gösterir (örn. kendisine özgü aşırı katı ölçütler karşılanamadığı için bir tasarıyı tamamlayamaz.)
  3. Boş zamanlarını değerlendirme etkinliklerinden ve arkadaslıklarından yoksun kalacak derecede kendisini iş ya da üretkenliğe adar (ekonomik gereksinmeleri ile açıklanamaz)
  4. Ahlak, doğruluk ya da değerler gibi konularda vicdanının sesini aşırı dinler ve esneklik göstermez (kültürel ya da dinsel özdeşimi ile açıklanamaz)
  5. Özel bir değeri olmasa bile eskimiş ya da değersiz şeyleri elden çıkartamaz
  6. Başkaları, tam olarak kendisinin yaptığı gibi yapmayı kabul etmedikçe görev dağılımı yapmak ya da başkalarıyla birlikte çalışmak istemez.
  7. Para harcama konusunda hem kendisine, hem de başkalarına karşı cimri davranır; para, gelecekte ortaya çıkabilecek felaketler için biriktirilmesi gereken bir şey olarak görülür.
  8. Katı ve inatçıdır.

Evet bunlar wikipedia’da listelenmiş seçenekler. Peki ben bunlardan kaç tanesini sağlıyorum? “0”

Neyse test “high risk” klasmanından kalmış durumda bana göre.

Bundan sonra teste göre bir kişilik değerlendirmesi yapayım bari.

Eveeeett…. and the test goes tooooo;

Disorder Rating
Paranoid Personality Disorder: Low
Schizoid Personality Disorder: Moderate
Schizotypal Personality Disorder: Moderate
Antisocial Personality Disorder: Low
Borderline Personality Disorder: Low
Histrionic Personality Disorder: Low
Narcissistic Personality Disorder: Moderate
Avoidant Personality Disorder: Low
Dependent Personality Disorder: Moderate
Obsessive-Compulsive Disorder: High

Take the Personality Disorder Test
Personality Disorder Info

Low Risk düzeyindekilere hiç bulaşma ihtiyacı bile duymadım çok süpersonik bozukluklar var psikoloji dersinde öğrendiğim kadarıyla adam öğrenmeye korkuyor(du o zamanlar).

-Schizoid Personality Disorder

-Schizotypal Personality Disorder

-Narcissistic Personality Disorder

-Dependent Personality Disorder

Kısa araştırmamıza buradan devam edelim;

*Schizoid’ Personality Disorder diyor ki şizofreni ile karıştırmamak lazım, her ne kadar bazı ortak özellikleri olsa da. Schizoid Personality Disorder daha çok kendi içine kapanık bir hayat yaşama isteği, duygusal tepki eksikliği ya da sosyal yaşama ait bir heyecan duymama durumu gibi algılanabilirmiş.

Her ne kadar benimki bir kişilik bozukluğu olmasa da evden uzun süre çıkmasam da pek dert etmem bu durumu ama arada çıldırıp günlerce eve girme isteğim kaçıp sürekli birilerinin yanında olmayı isteyebilirim yani bu bozukluk da bana pek gelmedi. Neyse devam edelim…

*Schizotypal Personality Disorder ise şizofreni ile daha çok alakadar olan bir konuymuş. Sosyal olarak tamamen kendini izole etmeye dayalı düşünce, inanç ve davranışlara sahip olma şeklinde seyir halinde bir bozukluk işte. Bu hastalığı anlamam bile uzun sürdüğü için hiç gerek duymuyorum daha derin bir detaya verme işine.

*Narcissistic Personality Disorder kısmını gelmiş bulunmaktayız. Bu kısma yorum katmadan önce hazır yazılmış olanı buraya yazmak istedim.

“tanı ölçütleri: kendisinin çok önemli olduğu duygusunu taşırlar; başarılarını ve yeteneklerini abartır, yeterli bir başarı göstermeksizin üstün biri olarak bilinmeyi beklerler; sınırsız başarı, güç, zeka, güzellik ya da kusursuz sevgi düşlemleri üzerine kafa yorarlar;

özel ve eşi bulunmaz biri olduğuna,özel kişilerle arkadaşlık etmesi gerektiğine inanırlar; çok beğenilmek isterler; hak kazandığı duygusu vardır; kişiler arası ilişkileri kendi çıkarı için kullanırlar; empati yapamazlar; başkalarının duygularını ve gereksinimlerini tanıyıp tanımlama konusunda isteksizdirler; başkalarını kıskanır ya da başkalarının kendisini kıskandığına inanırlar; küstah, kendini beğenmiş davranış ya da tutumlar sergilerler; bu kişiler, özel insanlardır ve özel tedavi gerekir. ilişkileri ve benlik saygısı kırılgandır, eleştiriyi kabullenemezler. kendi isteklerine ulaşmak için sempati yaparlar.”

Şimdi her insanın içerisinde birazcık da olsa narsistlik vardır sanki? Ya da bana öyle geliyor, kendimden biliyorum bazı zamanlar insanın kendisini diğerlerinden özel hissetmeye ya da arada da olsa farklı olduğunu hissetmesine belki de hissettirmesine ihtiyacı vardır diye düşünüyorum çünkü herkesin aynı olduğu bir ortamda bir farka sahip olmayı istemek bir bozukluk olmasa gerek. Zaten bu özelliklerin görüldüğü bütün bireyleri bozukluk kapsamına alıp klinik tedaviye başlasalardı kaç kişi kalırdı ki sokaklarda gezecek.

O yüzden diyorum ki kendinizi arada bir çok önemli hissetmeniz sizi hasta yapmaktansa özgüven tazelemesi işine yarayabilir sadece bu arada biri iyi ayarlamak lazım ki sonunda siz de hastalar arasına katılmayasınız.

*Dependent Personality Disorder kısaca hayatınızdaki önemli kararları dahi birilerine aldırmanız tadında bir şey. Başkalarına bağlı olarak yaşamak, onların tercihlerini sizinkinden daha önemli ve gerçekçi kabul etmek, günlük basit kararları almada bile sorun yaşamak, sürekli bir onay ihtiyacı duymak.

Kimi zaman böyle hissettiğim olmuyor değil hatta çoğu zaman yapmadan önce birilerine sormak isterim yaptığım bir işi ama benimki tabi ki bozukluk seviyesinde değil(ya da öyle mi acaba?):P Evet bu bozukluk böyle bir bozuklukmuş.

Eğer ki yukarıda yazan kişilik bozukluklarından en azından bir tanesine sahip olduğunuzu düşünüyorsanız bir an önce bir doktora gidip yardım alsanız hem sizin adınıza hem çevreniz adına hiç fena bir karar olmaz sanırım (:


Buda yazmış olduğum sosyal mesaj içeren yazılardan bir tanesi oldu işte. Belki de ilkidir hatırlamıyorum ki bunca zamandır ne yazmışım ne etmişim.

Her ne kadar yeri burası olmasa da bir önceki yazıda yazdığım AÖF Bütünleme Sınavları’na taksit yatıramadığım için giremediğimi düşünmüştüm ama yalanmış, girebiliyormuşum mallık AÖFBÜRO sitesindeymiş. Sınav günü sınav giriş bilgilerini verirse ben sınava giremem tabi ki, neyse…

Diğer bir olay ise temayı değiştirdim. Geçen Mesut’la konuşurken tema değiştireceğini söylemişti, benim de aklımdaydı fakat blog ile uğraşmadığım için temayı değiştirmek gereksiz gelmişti ama gaza gelip tekrar yazmaya başlayınca temayı değiştirmek kaçınılmaz oldu ve değiştirdim, evet.

Umarım güzel olmuştur.

Bugünlük sosyal mesaj ve kişisel mesajlarımızın sonuna geldik bir sonrakinde görüşürüz artık.

Deli lafı geçince ortamda akla “One Flew Over The Cuckoo’s Nest” gelmemesi mümkün değil tabi ki.

O zaman bu benden olsun;

Geçmiş Hakkında, Geleceğe Dair…


Yine uzun bir aradan sonra buradayız, evet sonunda bir daha gaza gelmiş bulunmaktayım, sanırım Denizli’ye gelmemin gazı bu. Normal şartlar altında dün Denizli’ye gelip bu gece İskenderun’a yola çıkmam gerekiyordu fakat geçirdiğim berbat yolculuk(yanımdaki sarhoş şerefsiz) ve üstüne üstlük günlerdir devam eden bel ağrısı sebebiyle bugün Denizli’de kalıp İskenderun’a gitmemeye karar verdim.

Mantıklı bir karar mıydı yoksa değil miydi yakında anlarız galiba.

İskenderun’a gitmek için tek sebebim vardı o da abimin askerlikte ilk zamanları olması ve yemin töreni muhabbetine katılmak istememdi. Her ne kadar istesemde daha önce yazdığım gibi bel ağrımın etkisi çok büyük oldu.

Bel ağrımın sebebide yaz boyu eşya taşımaktan olsa gerek artık yaklaşık bir hafta önce belimin son yatağı taşırken iflas etmesinden mütevellit olsa gerek.

Aman siz siz olun bele dikkat edin fena ağrıyor bu meret!

Neyse şu otobüste yanımda oturan sarhoş ibineye geri dönmek istiyorum! Otobüse binmeden önce Savaşalp’lerde çiğköfte rakı ve ballı hardallı tavuk içeren çılgın bir ortam vardı otobüse binmek zorunda olduğum için bu ortamda pek bulunamasam da bulunduğum süre benim için yeterdi, sağolsunlar. Yani otobüse binmeden önce bir duble rakımı içerek keyiflendim yeterince. Neyse bindim otobüse bekliyorum kalkacağı zamanı…

Son ana kadar yanım boştu içimde bu umut bi neşe oh yayılıp gidicem kendi halimde falan ama son anda bi eleman etrafına malca bakınarak bi yer arama derdine tutuldu sonra çat diye geldi yanıma oturdu. Her ne kadar ilk görüşte ne kadar mal bir insana denk geldiğimi anlamış olsam da zaman ilerledikçe düşündüğümden çok daha fena bi durumla karşıkarşıya olduğumu anlamış oldum.

Eleman önündeki ekranı kullanmayı 50 kere göstermeme rağmen öğrenemedi! Bunun yanında her gösterişimde “oo süper kanka, harikasın, okay kanka mükemmelsin, vb…” ithamlarla kafamı sikmeye devam etmekteydi, tam anlamıyla!

İzlemeye çalıştığım 2012 belgeselinin ağzına sıçıp yarısından bir şey anlamama sebep olduğu için de ayrıca teşekkür ederim kendisine.

Ha ayrıyetten sürekli otobüsteki kızlar hakkında bağırarak konuşup bütün otobüsün bizden iğrenircesine bakmasına ise hiçbir şey söyleyemez haldeyim.

Bir yandan otobüste bel ağrısıyla düzgün bir pozisyon ararken diğer yandan adamın uykusunda kolunu suratıma, kafama, omzuma vurması da olaya oldukça heyecan kattı yalan yok.

Kısaca hayatımın en iyi başlayan ama en kötü sonlanan otobüs yolculuğunu yaşamış oldum. Umarım bir daha yaşamam.

Bu ve bunun gibi sebepler bir araya gelerek Denizli-İskenderun güzargahının 13 saat olması da cabası olunca bugün o otobüse binmeyip evde kendim kalma kararı aldım(Fazla laf söylemeyen annemede buradan teşekkür ederim.)

Bunlar haricinde hayattan kısa özet geçme vakti geldi yine…

*Açık Öğretim 2. taksidini ödemeyi unuttuğum için bütünleme sınavlarına giremedim(aklıma sokayım)

*Eve okullar açılırken gelmesini beklediğim 2 adet sevgili macar kardeşlerimiz evimize geldiler. Bir tanesi kel, zayıf, uzun, gözlüklü diğeri ise saçlı tüysüz zayıf orta boy vs. kısa zaman beraber olduğumuz için şu anda sadece fiziksel özellik verebiliyorum. Karakter analizi bir sonraki sayıda. Adamları evde kendi başlarına bıraktım, umarım evin ağzını sevmezler. (Mesut! olum bakarak ol bebelere, yazık.)

*EskiRock websitesini sonunda açabildim. Çok uzun sürdü, çok aksadı, fazla uğraşamadım vs vs derken sonunda açtık evet. Gelen tepkiler sitenin eski sitelere göre oldukça profesyonel göründüğü yönünde. Sağolsunlar! Gerçekten eskilere uğraştığım süre bunun yanında bahsedilmez bile.

*Ekim ayında yapmayı planladığımız etkinlik detayları yavaş yavaş oturtulmaya başlamışken bazı “yardımsever” abilerimiz yardımı çok sevmeleri sebebiyle ilerleyen bir tarihe ertelenecek gibi durmakta. Umarım böyle bir şey olmaz da alnımızın akıyla yapabiliriz bu işi.

*Mahmut Kamil ismini verdiğim kediciğim bütcemin ağzına sıçması ve çizilmedik uzvumu bırakmaması sebebiyle yakında başka ufuklara yelken açacağa benziyor. Her ne kadar beraber de uyusak bir süre sonra kaldıramıyor insan bu kadar hırpalanmayı :P

*Bir dönem daha çok sevdiğim “özel tekrar öğrencisi” olma durumumu devam ettireceğim. Her ne kadar almış olduğum dersleri geçsem de yeterince geçememişiz ki hala devam ediyoruz. Umarım ki bu dönem kurtulurum çünkü cidden bıkkınlık geldi aynı dersleri almaktan.

Evet, şimdilik akla gelen geçmiş detaylar bunlar belki yakın zamanda gelişen hayat ile ilgili bir şeyler daha yazarım belki aylarca yine bir şey yazmam ama en azından dönüp dolaşıp buraya geri dönüyorum ona yapacak bir şey yok.

Ha bi de blogun temasından sıkıldım yenisini koydum gözüme pek hoş geldi ama çok renkli falan geldi belki yeniden değiştiririm gözüm kaldı bir tanesinde ya hadi bakalım.

Öperim, saygılar.

Yaşamdan Gelişmeler!


Uzun süre geçti yine son yazı üzerinden ama bu sefer çok yazasım geldi. Bi anda içim yazma aşkıyla falan doldu, bi garip oldu. Yarım saat sonra derse gidicem onun heyecanı olsa gerek.

Son zamanlarımdan kısa kısa özetler geçme olayına giriyorum tekrardan.

– Vize haftası genel itibariyle içimde patlayan bir hafta oldu, zevkliydi çok. Hiç hissetmedim acısını, alışmışım belli ki.

– Açık Öğretim vizeleri daha kibardı, daha az hissettirdi. Son girdiğim iktisat sınavı biraz fazlaca kolaydı, daha doğrusu sorular kısaydı çabuk bitti. Sınavdan erken çıkarmadıkları için yarım saat limitini doldurmak adına iktisad sorularının yanına 30 adet ingilizce 30 adet almanca sorusu çözdüm bonus olaraktan ki zamanı yine dolduramadım. nasıl olduğunu anlamadım ama 90 soru 25 dk? çok saçma.

– Son zamanlarda ara ara gelip giden mutluluk dalgalarıyla takılıyorum güzel oluyor, en sonuncusu dün gün boyu benimleydi, güzeldi, çok güzeldi.

– Mesut ile Yeşil Kamera yarışmasına katılıyoruz 5dk’lık çevre ile ilgili bir kısa film çekmemiz gerekiyor, senaryo yazıp, yöneticez, güzel olacak. Ödülünü sevdim en baştan (.

– Her zaman ki gibi bir hava değişikliğine ihtiyacım var bu ara bi Denizli çıkartması yapmayı planlıyorum hadi bakalım.

– Metal Invasion III kapıda. Heyecanlı bekleyiş başladı. Son Chaos V organizasyonundan sonra en azından daha güzel bi mekanda sevilen insanlarla beraber olmanın vereceği hazzı yaşayacağız, bekleriz.

Gelecek gruplar: Akhuilon, The Trusted, Amoral Vuslat, Kene, Ancestry

Olaya Akhuilon’un fotoğrafçısı olarak katılacağım, değişik bir his olacak benim için.

—–

Kısaca böyle olaylar, daha aklıma gelmeyen saçma sapan bir ton şey de olmuştur kesin de aklıma gelmediği için yazamadım doğal olaraktan, sonra gelirse eklerse, gelmezse çok dert etmem hani zaten o kadar önemli değildir demek ki.

Bonus: Yeni favorim.

Metal Invasion 3 ile ilgili gelişmeleri ileride eklerim, tam olur.

Chaos In The City III – Bitti


Evet, bir etkinliğin daha sonuna geldik, geçmiş olsun. Gerçekten geçmiş olsun çünkü çok garip bi etkinlikti.


İlk gariplik 2 gün önce mekanın değiştirilmesiyle oldu ki bu yapılanları karalamaya çalışan Eskişehir’deki seviyesiz müzik piyasasının etkisi olsa gerek. Daha sonra gidilen mekan o kadar küçüktü ve sahne o kadar minyatür bir haldeydi ki neredeyse gruplar sığamadılar sahneye. E doğal olarak moral bozuk sahne performansı izlemiş olduk.


Her ne kadar her grup bozulan morallerini belli etmemek için, sırf oraya gelen kitleye ayıp olmaması için elinden geleni yapmış olsalar da elbette ki daha iyi bi mekanda daha iyi bi kitle ile çok daha iyi şeyler yapılabilirdi.


Tuna Abi’nin önerisine uyulsa güzel olurdu aslında hani madem mekan tadilatta bekleseydik bi iki hafta daha. Her şey hazırdı nasıl olsa beklemek ne sorun yaratabilirdi ki bundan daha büyük? Neyse geçti bitti.


Kısa bir gece özeti yapalım o zaman.

Gecenin en kral grupları Sabhankra, Black Tooth ve DarkPhase.

-Black Tooth’a olan hislerim zaten bilinen bir şey ne kadar kötü çalsalar da severim ben onları ki her seferinde daha iyi çalıyorlar ha bir de bu konserde Kiss çaldılar. Tebrik ettim. “Sırf Pantera” diyenler için gelmiş olsa gerek. Adamlar yapıyor.

-Sabhankra’yı ilk kez dinledim ve inanamadım! Bu grupla Mesut sayesinde tanışmıştım bi kaç yıl önce, sağolasın. Çok kral müzik yapıyorlarmış bunu anladım bi kere daha. Her ne kadar sahneye sığmakta zorluk yaşasalarda-küçücük mekanda 5 kişi oraya sığmak için zorlanmıştır elbette- ellerinden geleni yaptılar, iyi ki yaptılar, yine yapsınlar.

-DarkPhase zaten 20 yıl olmuş ilk anlarından bu yana demişler ki “Back To The Roots” ve harbiden öyle olmuş. Ağzınıza, ellerinize, ayaklarınıza sağlık 20 yıldır varsınız. Tadlarını bozmamışlar, trash’e koyup geçirmişler yani. Hepsi birbirinden profesyonel, harika insanlar. Yakında tekrar ağırlayacağız sizleri umarım.

Konserler boyunca yine fotoğraf çekmekle uğraştığım için pek kafa sallamaktan mütevellit boyun ağrısı gerçekleşmedi ama saatlerce ayaklarda beklemekten kaynaklanan bi bel ve ayak ağrısı kombinasyonuna sahiplik yapıyorum şu sıralar. Ha bir de konserde çekiliş yapıldı. Garipti. Bana da Draconian konserine bir bilet geldi, sağolsunlar. Giderim umarım.

Geceden notlar:

*Mesut’un kendinden geçmiş haline şahit oldum. Ağzı 28cm açılabiliyormuş “Our Kingdom Shall Rise!” diye bağırırken.

*Artist Bar bu tip konserler için hiç gidilesi bir mekan değil.

*3 yıldır alacak olduğum zincir sonunda elime geçti.

*Draconian konserine biletim oldu, durduk yere.

*Mesut’un kardeşi Mesut’tan daha hareketli, adam duramuyor bi.

*Gruplar kendi hallerinde mutsuzlardı, hatta sabhankra’nın bateristi konserden sonra hemen ayrılmış mekandan, moral bozukluğundan.

*Konsere gelip mekanda sevişen bünyerin ağzına sıçayım. Amaçsız genç nesil. Eviniz yok mu lan?

*Heretic Soul performansı sırasında bana objektifini kullandırtan Sanem Yücesoy isimli sevimli şahsiyete çok teşekkür ederim. Objektifin farkını içimde hissettim, içimde!

*Sabhankra’dan sonra mekanı terkeden canım arkadaşlarımı ayıplıyorum

*Gittikten bir sonraki şarkı olarak Lamb Of God – Black Label çalmasına rağmen bunu dinleyemeyen Savaşalp’e selamlarımı iletiyorum.

Bitti.

Chaos In The City II


Dün akşam öğrendiğim bir habere göre Glow’da yapılacak olan Chaos Extreme Fest V, Glow’un her zaman ki gibi tadilatta olması sebebiyle Artist Bar’a taşınmıştır. Artist Bar nasıldır bilmiyorum fakat Glow’a göre daha küçük bir mekan olduğunu tahmin ediyorum. O değil neden yapılmaya çalışılanlar bir şekilde engellenmeye, sabote edilmeye çalışılıyor bu piyasada onu anlamıyorum. Adamlar uğraşıp şehire hareket getiriyorlar ama son gün mekan değiştirmek zorunda kalıyorlar.


Müzik piyasasının saçmalığı böyle bir şey sanırım. Herkes birbirinin arkasından bir şeyler söylüyor ama hiç kimse bi aksiyona giremiyor, anca birbirlerini kötülüyorlar.


Devam edin canlarım aynen böyle, çılgınlar gibi gelişir o zaman bu ülkenin müziği, Iron Maiden’de gelir, ACDC’de gelir yukardan Allah’ı bile çeker getirirsiniz helal len devam hadi hop, sikin birbirinizi!


Neyse sıkıntılarına rağmen umudum güzel bi etkinlik olacağı yönünde, en azından benim için öyle olacaktır. Yeleği yine giyemeyeceğiz o ayrı konu. Henüz yapılamamış gibi görünüyor patchler. Bi dahaki konsere umarım.

Neyse…

Okula başladım bu dönemde bakalım ne olacak. Hırslı girdim, ilk hafta okula falan gittim bi kaç gün ama devamı full okulda olurum umarım ki bu dönem de özel tekrarda kalmaya devam edersem bu benim okulun bitmeyeceği anlamına gelir yavaştan yavaştan.

En iyisi şimdi içimde olan gazı en azından bi dönem sonuna kadar tutayım içimde.

Okul haricinde Başar’ım şehre dönmüş, doğal olarak benim fotoğraf makinası da şehre döndü. Görünüşe göre Chaos Fest fotoğraflarını yakında paslarım ortalığa. Henüz fotoğraflarını çekemediğim Karathorn’a da buradan özür diliyorum artık.

O değil de Chaos Fest.’e yaklaşık 10 kişi falan gidiyoruz heralde. Biraz garip tabi o kadar kişinin toplanıp gitmesi ama Savaşalp Efendi bu 10 kişi içinde yok gelse bi Black Tooth dinlesek bi, götümüz geçseydi “5 minutes aloneeee” diyerekten ama olmadı heralde neyse bi dahaki sefere artık.

Şimdilik bu kadar. ha bir de TartarianGate yeni oyun açtı-FRP-. Günlüğünü tutacaktım, hikaye tadında yazacaktım ama baktım ki karakter çok ezik çıktı gerek duymadım, heyecansız geçerdi yazacağım ya da hikayeye bağlı kalmazdım ki hikayeye bağlı kalmayınca oyunun günlüğünü tutmanın manası nedir bilemedim o yüzden vazgeçtim.

İlerideki oyunlara artık.

Bonus: Stoya!

Stoya

Rockçı Kız Olmak İçin Yapmam Gerekenler


Ben bugün bunu gördüm!

Bloga arada saçma sapan google aramaları yapıp gelenler oluyordu ama bu en bombasıydı yazmadan geçmemeyim dedim.

Şimdi canım bayan kardeşim sana bir bayan arkadaşımın sunduğu gereklilikleri aynen yazıyorum. Bunlara göre davran, hareket et, kendini bul. Hadi bakalım.

  • siyah oje
  • dağınık saç
  • koyu siyah makyaj
  • gözünü kapatan bi perçem
  • bi de hep siyah giyindin mi tamamdır
  • bi de çok dertli bir havan olması lazım
  • görmüş geçirmiş sigara da şart
  • ahanda bunlar işte. Bunları yavaştan yapmaya başla  zaten zaman geçtikçe rockçı kız olacaksın. İlk başlarda pek rockçı görünmeyebilirsin ama zaman geçtikçe sen ve çevrendekiler ne kadar rockçı olduğunu anlayacaklardır.
    Başlarda söylenenlere kulak asma yoluna devam et. Hadi bakalım, yolun açık olsun.
    Buraya kadar olan kısım rockçı kız olmak isteyen arkadaşlaraydı, bundan sonrası kişisel bilgi.
    Bugün sonunda uzuuuuuuun zamandır yapmam gereken temizliği bitirdim daha doğrusu bitirdik hatta ve hatta bitirdi. Kim mi bitirdi? Mesut! Sağolasın, adam bana temizlikten hiç anlamadığımı bugün gösterdi. Ne kadar profesyonelmiş adam taş gibi yaptı odamı valla  o değil aylardır oda gözüme dolu görünüyordu bugünki yaptığımız yer değişikliği sayesinde aslında odamın bomboş olduğunu anladım. E doğaldır 50-60m2’lik oda nasıl dolacak ki?
    Neyse 3 saat falan sürdü ama değdi gerçekten, odam tekrar yaşanabilir bir alan haline geldi. Pek bi güzel, pek bi hoş oldu.
    Çamaşırlar da bi yıkanıp gelse yarın valla benden kralı yok, o kadar yani.
    Bi de artık gitarı tamire verdik. Bir zamanlar bir arkadaşın bir şekilde ağzına sıçtığı gitarım artık tamir yollarında, her ne kadar pahalıya patlayacak olsa da zengin kardeşim Mesut altından kalkacak heralde.
    Çılgın delikanlı breh!
    Ek Not: Artık donas’tan yemeyeceğim, ne beter bir şeydir her seferinde kıkırdak çıkıyor yahu! alın o kıkırdakları kıkırdatın bir yerinize efenim. Olmaz böyle.
    Ek not 2: İtü Sözlük’ten yine atıldım. Evet bu 4 oldu. ahaha seviyorum sizi itüsözlük gençliği bakalım daha kaç kere atacaklar beni. Atın ulan! Gelirim geri. Böyle de yüzsüzüm be hacı.
    Ek not 3: Bugün ile ilgili daha geniş bilgi Proofhead adresinden bulunabilir.
    Neyse bitti artık yeni düzenlenmiş odamda film keyfi yaşamaya başlayabilirim.
    Hadi öperim hepinizi.

    Chaos in City!


    Sonunda Eskişehir bana, ben Eskişehir’e kavuştum. Bi kaç günlük mini aksiyonlar topluluğu olsun bu yazı o zaman.

    İlk aksiyon otobüste oldu, az daha ineceğim yeri kaçırıyordum ebesininkine kadar giderdim artık kaptırsaydım. Neyse bu aksiyon zararsız geçti.

    2. muhabbe takside oldu taksici öyle bir sövüyor ki arabasına vay dedim abi hayırdır n’aptı sana bu araba? Meğersem adam arabasını yıkamış sabahın köründe araba donmuş. dikkat ettim de camlar açılmıyor, aynalar donmuş görünmüyor, kapıyı ilk açışımda bi çatırdı gelmişti sonradan neden olduğunu anlayabildim. Kusura bakma taksici bey amca ama malsın.

    Sonra eve geldim anacığım sağolsun yemek kolisi hazırlamıştı dolabı açtım ki açmaz olaydım kapatmak zorunda kaldım. Sevgili ev arkadaşım dolabın fişini çektiği ve kapağını kapalı bıraktığı için içindeki bilimum alet hedevat küf olmuş hatta bunu ilk kez görüyorum dolabın rafları küflüydü. çok ilginç. Neyse iyi ki hava soğuk attım balkona bozulmayacak gibi olanları gerisini de sıkıla sıkıla koydum buzluğa umarım onlar da kokmaz.

    Odama girdim ve hiç beklemediğim bir manzara ile karşılaştım (: Giderken odamı toplamadan gitmiştim ama bu kadar dağınık olduğunu unutmuşum. Yıkıldım resmen, yatamadım bir şey olur diye… yavaştan başladım artık toplamaya. Yarın Mesut ile girişeceğiz sanırım daha detaylı?

    Eh bunlar bu kadar kısa özeti geçtim şimdi de geleceğe geçelim.

    21 Şubat 2010 Chaos Extreme Fest V Eskişehir Glow Bar’da ortalığı dağıtmaya toplanıyor. Gelecek gruplar ölümcül.

    Zaten favorim klasiktir Black Tooth(bakalım patchler gelecek mi bu sefer), bir adet 20 yıllık Darkphase, yanına 15 yıllık Cenotaph, çok gaz denilen Chopstick Suicide ve Gates Of Eternity ve ha maşallah diyerekten bir kaç kez izlediğim yine sadece izleyeceğim Heretic Soul. Güzel bir gece olacak hissi veriyor gruplar şu anda.

    Umarım Eskişehir bu kez bu grupların hakkını verebilir. Alınan duyumlara göre Ankara, İstanbul ve İzmir’den otobüslerle Eskişehir’e ulaşım sağlanacak konser günü.

    Hatta bu da konser bonusu olaraktan veriliyor, etkinlikten bir önceki gün Love Cafe Bar’da(yeni adı Harika Batıyakası’ymış) içip, cozutma zamanıdır.

    Kısaca değinirsek;

    “21 ŞUBAT 2010

    Mekan: Glow Bar,ESKİŞEHİR
    Kapı açılış: 17.00
    Biletler: önsatış : 12.5 lira Kapıda: 15 lira (her 2 uygulayamaya da bir bira dahil!),
    ön satış biletleri;

    Black Art ( Krizalit cafe yanı)
    Full Black ( Esnaf sarayı)
    Cool Play Station (Adalar Migros arka sokağı)
    Love Cafe Bar (yeni adı Harika Batıyakası) (Migros arka giriş karşısı)”

    Eh siz de gelin, siz de eğlenin.

    Arada ihtiyaçtır böyle deşarj olmak. Öyle TV’de PC’de peygamberleri izleyerek geçmez zaman.

    Sosyal mesajımızı da verdik. Bana müsade.

    Bonus-o-Bonus

    Erdoğan Peygamber Gibidir – Genel


    Not: Aşağıdaki yıldız işareti ile ayrılmış bölüm pek okunası bir bölüm değildir, öylesine yazdım, dayanamadım. Okumasanız sorun olmaz hani. Her ne kadar başlığa adını vermiş olsa da pek bi önemsizdir.

    *Siyaseti hiç sevmeyen bir bünyeyim. Bu sevmemenin yanında siyasetin içine bir de hiç sevmediğim din girdimi sevmeme oranım katlanıyor.


    Normalde pek siyaset hakkında falan da konuşmam ama bunu izleyince çok güldüm. dayanamadım yazayım dedim. Bu kadar komik ve saçma bir siyasetçiler topluluğu bu ülkeden başka nerede olabilir ki? ha arada Kore’de falan çıkıyormuş sanırım bizimkiler gibi birbirine giren ama başka duyum gelmedi henüz kulağıma.


    Neyse geyiğin başlangıç noktası MHP’den geliyor AKP’li elemanlar demiş ki Erdoğan peygamber gibidir. AKP’liler de haşa o nasıl laf tadında karşı gelmişler sonra o dedi diyor öteki demedi diyor en sonunda uçan tekmeler, fırlayan gözlükler falan millet birbirine giriyor meclis çılgın atıyor.


    Bbunları izlerken bildiğin insan götüyle gülmemek için zor tutuyor kendini-aslında pek tutmadım ben-. Böyle bir sistemde bizi temsil için orada bulundukları için hepsine tüm kalbimle teşekkür ediyorum.


    hep orada olun, hep böyle komik olun, hep birbirinizi yiyin bize dokunmayın. *

    Neyse asıl konuya gelelim-hala üsttekine gülüyorum- “Denizli”. yahu bu kadar gıcık, meymenetsiz, sıkıcı bir şehir olabilir mi? yok, olamaz. Burada okuyan üniversite gençliği ne sikim yapıyor merak ediyorum. Okunur mu lan böyle şehirde! Ne doğru düzgün bi kafe ne de bi bar var.

    Denizli’ye her geldiğimde Eskişehir’e olan sevgim katlanarak artıyor cidden. Sokakta “freak” tadında dolaşmak zor geliyor artık bünyeye. Dolmuşta sanki seni sikecekmiş gibi bakan teyzelere hayır demek istiyorum. Hatta yaşına bakmadan suratına bi tane vurasım geliyor.

    Evet bir şey olmayacaksa o teyzeleri sevmiyorum. Şu tatil boyunca işe yarar tek şey annemin yaptığı mükemmel yemekler ve bir kaç gün boyunca eğlenmemi sağlayan insanlardı, sağolsunlar.

    Neyse Denizli’de vaktim doluyor, son 3 gün. Cumartesi Eskişehir’deyim. Evime gidip, keyfime bakacağım.

    O değil de sanırım keyfime de bi süre bakamıcam önce bi temizlik lazım çünkü evi toplamadan çıkıp gelmiştim, kokmamış olsa bari (:

    FRP oyunlarına da 12’sinden sonra başlayabileceğe benziyoruz farketmez artık bu kadar bekledik, bekleriz di mi lan Savaşalp? (: Oyunlarda da günlük tutmayı düşünüyorum, bakalım başarabilicem mi tek oyun kesin de 2 oyun birden tutabilecek miyim bakalım.

    Ortalamamı acayip yükseltimişim bu dönem “0.03”. inanamadım nasıl bu kadar başarılı bir öğrenci olduğuma. Kim yapabilir ki bu kadar yüksek bir ortalama yükseltme? Neyse bu dönem artık sabaha kadar mokoko diyip dersin başına geçicem heralde.

    Kafein dolu günler beni bekliyor…

    Yanıma çalışacak birilerini de bulursam kral olur bakalım.

    Müzik olayına girmek istiyorum, dj’lik yapmak istiyorum. Sourberry’de dj’lik için başvurdum ama bakalım cevap ne olacak. Genelde iş başvurularımın hepsi olumsuz yanıtla dönüyordu bana ama bu değişik olabilir belki. Bendeki arşiv kimde var ha?

    Gitar, klavye çalıp mesut’un davulları kaydetmesini, pc’den basları ve sample’leri kullanıp çılgın atan bir psychedelic, experimental geyiğiyle aksiyona girmek istiyorum. Mesut duydun mu lan?

    Eh bu kadar yeter artık diyecek lafım kalmadı. Kaldı da sonraya saklıyorum.

    Girişi uzun tutmaya gerek var mı?

    Bonus On Fire!*

    *Inis Mona: keltik dünyasının en ünlü druid okuluymuş, parça okulun en ünlü druidini anlatıyor.

    Eskişehir Rock Topluluğu


    Geçiyoruz ödül muhabbetinden yeni yapmak istediğim bir projeye. Projeden çok organizasyon şeklinde ilerleyecek olan harekete. Black Tooth konserindeyken Anadolu Üniversitesi Rock Kulübü’nden bir eleman ile bir süre konuşma fırsatım oldu.

    Okulda hiçbir kulübe üyeliğim yoktu bu zamana kadar ki bundan sonrada olacak gibi görünmüyor. Neyse asıl konumuz rock kulübünün işleyişiydi. Bizim üniversitemizde rock kulübü belki de en pasif kulüplerden birisidir hatta belki en pasifidir o kadar emin olamayacağım. Kulüp ile ilgili yapılan tek aktivite maillerinize gelen reklam içerikli mailler o kadar.

    Çevremizdeki insanlarla düşüncemiz ise rock kulübünü bu pasiflikten kurtarıp biraz daha aktif kulüpler içerisine sokmaktı. Yani küçük çaplı bir rock kulübü devrimi yapmayı planlıyorduk.

    Konserde konuştuğum arkadaş ise(adını bilmiyorum kusura bakmasın) rock kulübünün pasif olmasının sebebinin kulüp yönetimi olmadığını bunun sebebinin üniversite yönetimi olduğu ve rock kulübüne hiçbir yardımın yapılmadığını ellerine geçen her fırsatta kapatılması için hareket ettiklerini bu yüzden rock kulübünün yapmak istediği etkinlikleri destek yerine köstek olduklarını belirtti. Hatta rock kulübünün konserler için bulduğu sponsorları belli başlı ama anlamsız sebepler sunarak kabul etmediklerini belirtti. Daha sonra da aslında rock kulübünü adam etmeye çalışmak yerine yani imkansız olanı yapmaya çalışmak yerine daha önce başarılmış fakat çabuk sonlandırılmış bir eylemi tekrar hayata geçirin dedi.

    Aslında söylediklerini düşününce güzel kafayla anlatılmış olsalar bile oldukça mantıklılardı. Yani demek istediği bir kaç yıl önce Eskişehir’de oluşturulmuş olan bir topluluk vardı “Eskişehir Rock Topluluğu”. Bu topluluk bazı sebeplerden dolayı yayın hayatına son vermek zorunda kaldı. Yapmamız gereken şey ise bu topluluğu küllerinden geri doğurmak olmalıydı. Amacı ise Eskişehir sınırları içerisindeki bu müzikle ilgilenen tüm grupları toparlayıp bir çatı altında, ulaşılması kolay bir şekilde birleştirmek ve bu grupları bu müziğe gönül veren müzik severler ile bir araya getirebilmekti. Yeniden amacımız da bu olacak.

    Şu an için sadece düşünce aşamasında olan bu oluşum umuyorum ki kısa zamanda almak istediğimiz ama nereden alacağımızı bilemediğimiz destekler ile fikir aşamasından gerçekliğe doğru adımlarını atmaya başlar.

    Umarım düşüncelerimdeki kadar büyük bir topluluk olup gerçekten bir şeyler başarabilir hale gelebiliriz.

    Bu sayede belki Eskişehir’de rock müzik dinliyor gibi görünen ve rock müziği gerçekten dinleyen kitleler arasında da bir fark yaratabiliriz.

    Eskişehir Rock Topluluğu yeniden!..

    Black Tooth!


    Dün hayatımın en mükemmel günlerinden bir tanesini yaşadım kesinlikle. Yazın gittiğim UniRock Fest. ten sonra bir daha dinleme şansı bulamadığım Black Tooth’u tekrar canlı olarak dinleme şansı buldum. İyi ki bulmuşum. Mükemmelikten daha öte bir konserdi kesinlikle. Seviyorum bu adamları!

    Konserden önce kısa sohbet sırasında Tuna Abi’nin metal piyasasına olan kızgınlığını duyunca gerçekten hak verdim. Black Tooth gibi kaliteli adamlara Türkiye’de gereken önem verilmiyor. Oysa ki onlar Türkiye’yi yurtdışında temsil etmek gibi bir jest yapıyorlar ama dikkat eden yok bu durumlarına. Gerçek olan şey Türkiye’de ki metal müzik dinleyicisi metal müziği sevdiği için değil metal müzikte bir piyasa olduğu için bu müziği dinliyor. Sokaklarda binlerce metal gruplarının t-shirtleri üzerinde olan upuzun saçları olan, götik götik takılan tiplerin 100 tanesinde belki 5 tanesi bu müziği gerçekten dinliyordur. Geri kalanlar ise çevresindeki insanların o moda girmeye çalıştığını görerek aynı yolda ilerlemeye çalışan seviyesiz tiplerden öte geçemiyorlar.

    Neyse kısa bir sinir…

    Kısa sohbetten sonra Hicri Abi’yi gördüm. Sonunda onunla da yüz yüze tanışma fırsatı buldum. Süper bir insan! Türk metal müzik piyasasına bu kadar emek veren bir insanla tanışmak büyük bir onurdu doğrusu. Bu yazda Savatage’yi Türkiye’ye getirerek insanlık alemine büyük bir katkı yapacak bu da dipnot olsun.

    Konsere fotoğraf makinamı götürdüm geceyi ölümsüzleştirmek için fakat makinamın şarjının olmadığından bi haberdim. Eh doğal olarak içim bi yusuf yusuf etti. Sağolsun Up&Down’dakiler şarj etme izni verdiler.

    Sonunda konser yaklaştı sahneye geçtik hemen en öne. Başka yerden olmaz tabi ki. Elimde fotoğraf makinası ortam çoşacak belli bir yandan makinayı kırmasam diye geçiriyorum içimden. Bir kere kırıldı objektif bir daha aynı dert koyar adama.

    Çılgın Kalabalık

    Çılgın Kalabalık

    Neyse çıktı Black Tooth sahneye içimde bir heyecan. Herkes başladı coşmaya. Headbanger’ler, pogo yapanlar. Arada birisi sürekli koşup koşup üstüme atlıyordu onun sebebini çözemedim niyeyse. Kısa süreli sahne önü maceramda yediğim bir kaç darbeyi hatırlıyorum. İlk yediğim darbe yandan geldi etkisi şiddetliydi sahne önünde sol taraftaki kolonlara doğru fırladım. Sol tarafta dizili olan 2 kolonu devirebilecek seviyede bir uçuştu benimkisi ama şans eseri sadece sallanmayla yetindiler. İkinci darbem ise tam olarak sırttan geldi. Bu darbe en şiddetlisiydi zaten ki sırtımdaki baskıyı hissettiğim anda sahneye fırlamış olarak buldum kendimi. Sahnedeki monitorun yanında uçtum sahneye. Ayağım kenara sıkıştı onun acısınıda sabah anladım. Dizim şişmiş ve morarmıştı. Neyse olur böyle… o heyecana yakışırdı.

    Sahneye fırlayınca Tuna Abi(Black Tooth Vokal) gördü beni yukarı çıkmamı söyledi eh bu şans kaçar mı! atladım sahnenin sol köşesine sote bir yer aldım kendime. Yalan yok ilk kez bir konseri bu kadar yakından izliyorum yani sahneden. Yanımda Ebru Abla(Tuna Abi’nin Eşi) ve Hicri Abi(Hicri Bozdağ) vardı. Ben sürekli patlatıyordum flashı. Fırsatı değerlendirmezsem ölürdüm kesin.Hicri Abi’nin söylediği ise konserden sonra fotoğrafları ona bi şekilde ulaştırmamdı. Tabi Hicri Bozdağ benden bir şey isteyecek yok diyeceğim. Çarpılırım ha! Eyvallah abi dedim hatta şu anda da fotoğrafları nete yüklemekle uğraşıyorum. Her anı yakalamaya çalıştım resmen. Baktımda 140 tane fotoğraf çekmişim konser boyunca.

    En sevdiğim fotoğrafım ise geceye dair Tuna Abi ve Ebru Abla’nın beraber yanımda parçayı söylerken oluşturdukları görüntüydü. Kesinlikle mükemmel bir çift! Konserin son parçası Pantera – Walk’idi. Tuna Abi bütün dinleyenleri sahneye çağırdı ilk kez gördüğüm bir görüntüydü herkes sahnede hep beraber coşup şarkı söylüyordu. İnanılmazdı.

    Konserden sonra tabi ki Black Tooth Eskişehir Chapter adına kulise girdik herkesle fotoğrafımızı çekildik. Mutlulukla ayrıldık kulisten. Festival modunda 3 grup daha vardı Black Tooth’tan sonra çıkacak ama onları kim dinler Black Tooth üstüne. Biraz üst katta kafa dinledik sonra da ver elini evimiz.

    Selahattin Tuna Vural

    Selahattin Tuna Vural

    Mekandan ayrılırken Tuna Abi’nin söylediği söz sayesinde Savaşalp ve Ben uzun süreli bir şok yaşadık ama bu şokun verdiği mutluluk uzun süre etkisini sürdürür zaten.

    Eh işte böyle mükemmel bir geceydi Black Tooth ile konser gecesi. Sonu da mükemmeldi, başı da mükemmeldi. En sonunda mutlu mesud geldim evime. Mışıl mışıl uyudum o yorgunluğun üzerine. Tekrar ve tekrar teşekkür ediyorum Black Tooth’a bu kadar mükemmel bir geceyi bize yaşattıkları için. Seviyorum sizi!