Bir Benjamin Var Uzakta!


Az önce tüm aile oturup, göz yaşları içerisinde The Curious Case Of Benjamin Button isimli şahane eseri izledik. O kadar garip bir film ki ikinci kez izlememe rağmen yine istemsiz bir şekilde ağlamama sebep oldu. oysa ki kolay kolay ağlamam filmlerde(“bu kısım tamamen yalan! babam ve oğlum’da sinemada bulunan herkesten daha çok ağlamıştım” diyor iç sesim.) Neyse film o kadar garip, bu garipliğin tersine o kadar mantıklı ve insanı derinden etkileyen bir şekilde yaratılmış ki insan böyle şeylerin gerçek olabileceğine inanmak istiyor. aslına bakarsanız ister istemez inanıyor ve ona göre duygusal bir bütünlük sağlıyor filmle.

Filmden sonra annem ile bir kritik bile yaptık ama annemin ağlaması geçmediği için pek uzun soluklu ve verimli olmadı. Bunu sonra devam ettirebiliriz galiba.

Filmi izlemeyen canlar için bundan sonrası derin bir şekilde spoiler içeriyor ki ne mutlu bu ‘spoiler’ olayını bulana!  Kısa bir film özeti geçmek gerekirse:

Benjamin Button hayatına garip şartlar altında, Dünya Savaşı sırasında başlamış olan küçük bir candır. Hayatının garip olmasının sebebi onun herkesten farklı olarak dünyaya yaklaşık 80 yaşında bir bebek olarak gelmesi ve diğer insanların aksine bir yaşam içerisinde olmasıdır(herkes yaşlanıyor bu amca gençleşiyor). Fiziksel olarak hergün gençleşen bedenine rağmen ruhu her geçen gün bir önceki günden daha farklı acı ve garipliklerle doluyor ve buna karşı durmaya çalışıyor.

Halinden memnun olan bir yapı çizse de bazı replikler ile aslında normal bir insan olmak istediğini rahatlıkla ortaya koyuyor filmin başlarında ki ortasından sonra, yani çocuğunun doğmaya yakın zamanlarından itibaren durumundan ne kadar hoşnutsuz olduğu ve bundan kurtulmayı, çocuğunu yetiştirebilecek bir baba olmayı ne kadar istediğini farkedebiliyoruz. Ama kader işte böyle bir sorunla dünyaya gelmek, doğduğu andan itibaren dışlanan tip olmak, ilk dünyaya gözlerini açtığında annenin ölmüş olması ve babanın seni terk etmesi. Acaba daha kötü ne olabilir?

Kısa özetten sonra filmde kullanılan repliklerin kalitesinden bahsetmeden geçmek biraz ayıp olur diye düşünüyorum. Filmde o kadar kaliteli bir anlatım kullanılmış ki söylenen sözler içinize o kadar güzel işliyor ki anlamak veya anlatmak elde değil. Filmin en can alıcı bir kaç cümlesini belirtmek gerekirse;

Daisy: You’re so young.
Benjamin Button: Only on the outside.

bu o kadar kısa cümle olmasına rağmen içerisinde o kadar derin düşünceler barındıran bir konuşma ki anlamamak imkansız. Çok gençsin. Sadece dışarıdan… gerçekten içerisinde neler olduğunu yaşadıklarının neler olduğunu düşünmek imkansız, aslında düşünmek istemem de bu kadar acı bir yaşam… kimsede olmamalı.

“We were meant to lose people. How else would we know how important they are?”

Bu sözü filmin ilerleyen yerlerinde hayata gözlerini yuman, minnoş teyzem söylüyor ama o kadar güzel söylüyor ki! Sözün inceliğine bakın  “İnsanları kaybetmemiz gerekir. Diğer türlü onların ne kadar değerli olduklarını nasıl anlayabilir ki?” benim inancım doğrultusunda olmasa dahi insanı düşünmeye sevk eden bir söz, üzerinde kafa patlatılması gereken bir soz, tadına varılması gereken bir söz.

Bunların yanında Daisy’nin kaza yapması sırasında Benjamin’in anlattığı hikaye var. Ona diyecek laf yok zaten sonuna yaklaştığını anlayınca hikaye “lütfen beklediğim gibi olmasın” diye kendinizi avutmaya çalışsanızda sonucunda beklediğiniz şey oluyor!

Böyle kısa bir yazı yazma gereği duydum bu film hakkında ki beni son zamanlarda en çok etkileyen filmdi. Bunu rahatlıkla söyleyebilirim. Aldığı(ya da alacağı-tam bilemiyorum) ödüller helal olsun diyorum. Sözlerimi Bolu yöresine ait bir türkü ile sonlarındırıyorum.

“Ada Yolu Kestane
Amanın Dökülür Dane Dane
Amanın Dökülür Dane Dane
Kızlar Yola Dizilmiş
Amanın Alalım Birer Dane”

Aşağıda yazan yazı “ne alaka şimdi” diyenler için cevap niteliğindedir.

Yok bir alaka.

Bu da link olsun:  The Curious Case Of Benjamin Button (Benjamin Button’un Tuhaf Hikayesi)

Reklamlar