Some Kind Of Human

Bir nevi insan icadı!

Etiket: yorgunluk

O An


ışık gibidir insanlar, hafif engellere çarptıkça bir parçaları kalır orada, kırılırlar.

Ama devam ederler, yılmazlar çarpsalar da devam ederler, yılmazlar daha sönüktürler.

Ta ki o son darbeyi alana kadar. İşte o zaman ışığın karanlık olduğu an, insanın içindeki ışığı yitirdiği, umudunu kaybettiği, artık yenildiği an…

Kimine çabuk gelir o an kimine ise o kadar çabuk olmaz.

Işığın ne kadar büyükse o kadar geç yılarsın engellerden, o kadar geç yenilirsin… Savaşmayı bıraktığın an.

O anın gelmemesi ümidiyle…

Amerikan Futbolu üzerine tatlı olarak FRP


Dün hayatımın en yorucu günüydü. kesinlikle daha yorucu, daha zor geçen bir gün olmamıştı. olamazda. nasıl olsun ki?

saat 12’de futbol antrenmanına gittim. neredeyse 6 saat sürdü. o 6 saatin 4 saatini oradan oraya hoplayıp zıplayarak geçirdim. ben hayatım boyunca bu kadar koşup zıplamamıştım ki buna nasıl alışayım.

Ayrıntılı bir özet geçmek lazım bu duruma aslında.

Özet:

Hayatımda ilk kez amerikan futbolu ile tanışacaktım. sabahın köründe(10 a.m.) kalktım çanta falan hazırladım ki bir gün önce hava soğuk olur diye savaşalp’ten polar falan almıştım. neyse otobüs 12’de kalkacaktı. yunus emre kampüsü’nün önünde buluşulacaktı. eh ben de hazırlandım giyindim kuşandım çıktım evden.

kampüse gittiğimde henüz kimse yoktu. bi 5-10 dk. sonra millet gelmeye başladı. şaşırmıştım. her gelen yeni insandan sonra biraz daha şaşırıyordum. bu kadar iri insanı bir arada hiç görmüş müydüm acaba? büyük olasılıkla hayır. o sırada herkes toplandı hazırlandı. sonunda yola çıktık. otobüsle iki eylül kampüsü’ne gidicektik. orada bulunan çim sahayı kullanıyorlarmış antrenman olarak. “iyi o zaman” dedik. çıktık yola.

zaten hafta içi hergün içinde bulunduğum berbat kampüse bu sefer de cumartesi pazarları gidecektim galiba. kampüse vardık. besyo’nun tesislerine girdik ilk başta. soyunma kabinleri ve alet hedevat oradaymış. tesisleri hiç görmemiştim ama çok güzel bir yermiş yapana helal olsun! her ne kadar çölün ortasında böyle bir tesis ne işe yarar anlamasam da.

neyse giyindik, hazırlandık. sahaya çıktık. klasiktir önce koşarsın sonra ısınırsın sonra asıl antrenmana geçersin. her sporda böyledir bu olay. eh biz de öyle yaptık doğal olarak. başladık koşmaya… 1 tur 2 tur 3 tur 5 tur… yahu bitmedi, bitmiyor. ben de o sırada öldüm ölecem. ne nefes kaldı ne bir şey. hoca “volkan sen dur zorlama” demesini bekliyorum. ama yok hoca demiyor.  neyse bu düşüncenin içine girdikten sonra 2 tur daha döndüm. en sonunda hocadan o güzel sözler döküldü “volkan zorlanıyorsan bırak”. içime bir şeyler serpildi. direk bıraktım hızlı hızlı yürümeye başladım. eh bi kaç tur da öyle attım.

daha sonra takım da durdu ısınma hareketlerine geçildi. klasik hareketler. el kol ger, ayak ger, bilek ger vs. sonra gerçek antrenmana geçtik. bundan sonrası benim için pek zor olmadı aslında. zorlayıcı bir hareket yoktu pek. önce yere serilmiş bir halat merdiven üzerinde bir kaç saat farklı aksiyonlar yaşadık ki anlatmaya gerek yok zaten. daha sonra shoulder padlerin üzerinden atlayıp. atılan topu yakalayıp karşıdaki iki adamı geçmek gerekiyordu. fumble yapınca 10 şınav vardı. ellerim dengeliymiş ki hayatımda ilk kez tuttuğum topu sadece 2 kere düşürme şansı yakaladım. neyse aksiyon topu tutmakta değil zaten. iş topu tuttuktan sonra başlıyor. üzerine doğru gelen iki tane yarı dev boyutunda iki tane adam var sana kafa göz girecekler! üzerindeki shoulder pad ve kaska güvenerek dalıyorsun tabi takur takur geçiyorsun adamları. tabi bu başarılı olursan. yok topu düşürdün mü? yandın o zaman karşıdan gelen adam tutup atıyor seni yere kütük gibi. bu olay da bir kaç saat sürdü.

en sonunda iş maç kısmına geldi. doğal olarak amerikan futbolu ile ilgili bilgim bundan önceki 4-5 saat içerisinde öğrendiklerimden fazla olmadığı için ben kenarda bekleyen insan olacaktım. bu arada da donmak üzereydim. üzerimde bir tişört ve savaşalp’tan aldığım polar üzerinde shoulder pad vardı o kadar. saatlerce soğukta durdum ellerim zaten artık benim değildi.

neyse fırsat bu fırsat. baktım millet maç yapıcak sıcak bir ortam olsa diye düşünürken elemanlardan bir tanesi -sakatlığı sebebiyle dışarıda kalacakmış- “sen de dışarıdaysan gel soyunma odalarına gidelim” dedi. eh tabi ben durur muyum! koşa koşa! sıcağa girdim ama nasıl bir şeydir anlayamadım. o kadar alışmışım ki soğuğa. sıcakta bir mayışıklık çöktü tabi üzerime. kolumu kıpırdatacak halim yok. neyse soyunma kabinindeki benchlerden birine çöktüm sonra kalktım bi yüzümü yıkadım. sanıyorum ki kendime bunları yaptıktan sonra gelirim. yok tabi ki nereye!

giyindik hazırlandık. soyunma odasının dışında oturmaya başladık. bir kişi daha gelmişti -o da sakatlığından oynamamış-. daha sonra klasik maçın sonunu bekleme ve muhabbet şeklinde geçen bir zaman dilimi oldu.

sonra maçları bitti ki milletin üstü başı çamur sızlananlar… aman tanrım! o maçta olsam büyük ihtimalle ben de ölmüş olurdum. hatta belki ciddi anlamda bile ölürdüm kim bilir! herkesin giyinmesini bekledik. daha sonra servise bindik ve güzelim eskişehir sokaklarına döndük.

otobüste antrenman saatlerinden konuşuluyordu. bu antrenmanların haricinde bir de “body building” antrenmanları varmış ki akıllara zarar! haftada 3 gün! 2 gün de toplu antrenman! hafta bitti yahu! neyse alırlarsa katlanıcaz artık.

sonunda evime girebildim. yolda o kadar acı çektim ki yürürken. vücudumdaki en ufak gözeneklerden bile ağrı fıskırıyordu. merdiven çıkarken acı hissediyordum. kapıyı açarken acı hissediyordum. eğilip kalkarken sanki bir daha eğilip kalkamayacağımı düşünüyordum. en sonunda kendimi koltuğuma atabildim.

dedim bir de msn’e bakayım ve baktım bir de ne göreyim. akşama frp varmış. gözlerim karardı o an. “bu gece ölüyorum” dedim. o yorgunluğun üzerine frp oynayacaktık ama oyunu özlemiştim. uzun zaman olmuştu son oyunumuzdan bu yana. eh tabi bu fırsat kaçırılmaz. içimde kalan son yaşam partikülleri ile oyun zamanını bekledim.

zaman gelince de o partiküllere verdiğim son bir komut ile savaşalp’lerin evine gittim. oyunun başlama hazırlıkları sürüyordu tabi ki -yemek yemek ve charsheet hazırlamak- o sırada tabi ben acıların çocuğuydum. ama bir kahve içtikten sonra kısmen kendime gelmiştim.

derken oyun başladı. aman tanrım! direk aksiyon içerisinde bir cüceyim. ne kadar da güzel. cüce karakteri ile bir bütünüm ama class olarak da barbara ihtiyacım var neyse bu oyunda fighter olarak ilerleyeceğiz. tabi ne kadar rol kesme olayına barbar kadar adapte olamasam da bir şeyler yapıcaz artık.

zaman geçtikçe açıldım. o kadar acı hissetmez oldum. belki de tam olarak uyuştuğum için oldu böyle bir şey ama kim bilir. sağolsun savaşalp’te cillop gibi bir oyun hazırlamış ki eğlenceden ödün yok. sıkmadan ilerleyen bir oyun oldu yani o harap ve bitap düşmüş halime rağmen-oyunun detayları farklı bir yazıda-.

saat 11-12 civarı başladı oyun 4 gibi de bitti. eh sabahı ettik. giderken tayfun’la fırından birer ekmek aldık. eve geldim arasına dayadım yağı(sabahın 4’ünde) yedim. sonra zaten kıpırdayamadım yatağıma kadar süründüm ve yatağıma girdim.

bugün ise 2 saat önce uyandım. dün ki yorgunluğumun şiddeti bugün x8 haline geldi nedense. dün ağrımayan gözeneklerim bugün ağrımaya başladı. artık koltuktan kalkarken koltuk değneklerine ihtiyacım var. bir de bana çorba pişirip anne şefkati gösterecek güzel bi kıza.

umuyorum ki şu spor işine kısa sürede alışırım yoksa da ölür giderim zaten.